Kutup Yıldızının Peşinde
TR EN
Sözlü tarih arşivine dön

1928 · Turkish · Turkish

Mehmet Aziz Erkmen

Görüşme transkripti

Döküm 00:00:40 İlk önce bizimle böyle bir röportajı yaptığımız için teşekkür ediyoruz. İsminizi öğrenebilir miyiz? 00:00:46 Mehmet Aziz Erkmen. 00:00:49 Aziz bey hoş geldiniz, doğum tarihinizi öğrenebilir miyiz? 00:00:54 Gerçek doğum tarihim 8, 12 ay. 08.12.1928 ama nüfusta 1929 gösterir. 00:01:11 Normalde doğum tarihiniz 1928 ama nüfusta 1929 diye gözüküyor. Peki hangi okul mezunusunuz? Lise mi ortaokul mu? 00:01:20 Ben orta. 00:01:22 Ortaokul mezunusunuz. Kaç kardeştiniz Aziz Bey? 00:01:29 Bir anneden iki kardeş, ikinci bir anneden 3 kardeş, 5 kardeşiz. 00:01:38 Kaçı kız kaçı erkek? 00:01:41 3 erkek 2 kız. 00:01:44 Anneniz ya da aileniz babanız ne işle meşguldü? 00:01:48 Babam, genellikle hayatı, memuriyetle geçti ama babam subaylıktan ayrılma. 00:01:59 Yani asker kökenli. 00:02:02 Çanakkale ve Birinci Dünya savaşına katılmış. Ondan sonra İran'a gitmiş, İran'da savaşmışlar. 00:02:15 Evet İran’dan Arabistan’a geçmişler. 00:02:19 Bayağı çok fazla cephede yer alan askerlerden. 00:02:21 Arabistan’da İngilizlere tünan esir düşüyor, Girmanyaya sürüyorlar. 00:02:30 Çok fazla olay yaşamış anlıyorum. 00:02:31 Şehir olarak, oradan da döndükten sonra İstiklal Savaşına katılıyor. 00:02:38 Evet. 00:02:39 Bu madalya da İstiklal Savaşı madalyasıdir. Babamdan bana intikal ediyor. 00:02:47 Peki aziz bey hangi tarihte hangi yıl askere alındınız? 00:02:53 14 Ekim 1949. 00:02:57 1949 yılında, peki Kore'ye kendi isteğiyle giden gönüllülerden misiniz? 00:03:07 Hayır, ben özellikle seçilerek gidenlerdenim. Özellikle seçilen hususan. 00:03:15 Üstlerimiz sizi seçti. 00:03:16 Evet. 00:03:18 Peki rütbeniz var mı acaba? Çavuş Çavuştunuz. 00:03:25 Sizi seçti dediniz. Peki er miydiniz, topçu muydunuz ya da yazı işlerinde mi ya da sıhhiyeci miydiniz? Hangi görev olarak yer aldınız? 00:03:34 Ulaştırmaydı nakliye. 00:03:36 Peki onun dışında… 00:03:43 Evet, ulaştırma nakliyede makinisttim ben. 00:03:47 Aynı zamanda araç tamirinde de bulundunuz. 00:03:49 Evet makinist çavuş olarak gittim. Ben tercih edilerek. 00:03:57 Sizi bizzat seçtiler o zaman. Peki Kore'ye vardığınız zaman hangi alay tabur bölük ya da takımdaydınız, hatırlıyor musunuz? 00:04:10 Oto taburu, oto bölümü o zaman bölüğü olarak geçiyordu. Oto bölüğü bakım grubu. 00:04:19 Bakım takımındaydınız o zaman. Peki Kore'ye vardığınız zaman ki siz ilk kafileyle gidenlerdensiniz ilk gidenlerden yanlış anlamadıysam değil mi? 1900 kaç yılında gittiniz acaba? 00:04:39 26 Eylül Eylül’de uçak pardon gemi hareket etti İskenderun’dan 17 Ekim’de Pusan Limanına indik 1950 o zaman. 00:04:50 1950 o zaman ilk kafiledensiniz. 00:04:53 İlk kafile ve ilk gemi. 00:04:54 İlk gemide. Sizden sonra giden başka gemilerle de giden oldu mu ilk kafileden olur? 00:05:05 İlk kafileden iki gemi daha daha geldi. General de onlarla beraber bir gün sonra geldiler. Pusan’a ayın18’inde geldiler. 00:05:12 Peki şöyle bir şey sormak istiyorum, Kore’ye vardığınız zaman Kore nasıl gözüküyordu? Koreliler nasıl gözüküyordu? Birazcık bize anlatır mısınız? 00:05:24 Evvela Pusan Limanına indiğimizi söyleyeyim. Pusan limanında bir gün bekledik. Ben geminin güvertesinden limandaki gemileri saydım 36 tane Amerikan bayraklı Pusan Limanında gemi vardı 36 tane. Pusan’dan indikten sonra Tegu şehrine gittik. 00:05:53 Evet. Tegu şehrinde 10 gün kadar kaldık. 20. Gün, Kore’ye inişimizin 20. günü bizi cepheye sürdüler. Kunuri cephesine. 20. Gün. Peki Kunuri cephesine geçmeden önce şöyle bir şey sormak istiyorum, siz dediniz ya ilk önce Pusana vardım, sonra Tegu'ya gittim. Peki bu gittiğiniz ya da kaldığınız yerlerde mesela binalar nasıl gözüküyorlardı, yanmışlar mıydı? Halk nasıldı? 00:06:27 Onu söyleyeceğim. Her yer harabe halindeydi. Hatta asfalt yollar bile yoktu Kore’de. Bazı köy ve kasabaların girişinde toprak ve kül yığını hâlindeydi yerler. girişlerinde This is falan yer. Yani burası falan, köydü ve falan şehirdi diye yazardı. 00:06:56 O zaman yani çoğu yer hayalet kentti. 00:06:59 Bir nevi hayalet kentti. Seul’e gittiğimiz zaman. Seul bir harabeydi. 00:07:11 Mesela nasıl, ne kadar harabeydi, nasıl gözüküyordu? 00:07:15 Şimdi o kitapta bazı fotoğraflar vardır kitabımda Seul’de de çektiğim fotoğraflar vardır. Binalarda cam çerçeve kapı falan hiçbir şey yoktu. Şehrin içindeki binalarda. 00:07:30 Peki korelilerle hiç karşılaştınız mı? 00:07:33 Hangi Korelilerle? 00:07:34 Güney Korelilerle. 00:07:35 Kuzey Kore’ye gittiğimiz zaman halkı çok gördük, halkla karşılaştık, halkla görüştük. Şimdi ben ta MaNçurya’ya kadar gittim. 3 defa Kuzey Kore’nin başşehri Pyongyang’a gittim. 3 kez. Giderken dönüşte bir de görevli olarak gittim. 00:07:51 Peki nasıl kuzeyliler nasıllardı, güneyliler nasıl gözüküyordu o zaman? 00:08:02 Şimdi kuzeye gittiğimiz zaman kadınların, çocukların falan yanakları kıpkırmızı elma gibiydi. O kadar iyi besleniyorlardı. 00:08:11 Kuzey Kore çok büyük bir fecaat içerisindeydi. Halk çok büyük bir sefalet içerisindeydi. Kuzey Kore savaş görmediği için orada halk iyi görünüyordu ama Güney Kore bir felaket halindeydi. Şimdi… Halkla münasebetlerimizi… ama daha sonra ondan bahsetmek isterim. 00:08:36 Bence ilk önce o sizin karşılaştırmanızı ya da nasıl göründüklerinizi anlatmanız. Çünkü cephelerdeki hikayeler çok uzun olduğu için ilk önce onları duymamız bence bizim açımızdan daha iyi olur. 00:08:49 Halk büyük bir sefalet içerisindeydi. Çocuklar çıktı yalınayak üzerlerinde hiçbir şey yok. Halkın daha sonraki bir durumundan bahsedeyim halkın Kunuri cephesinden biz çekilirken bizimle beraber Çin ordusundan halk da kaçıyordu, ahali de kaçıyordu. Kadınların sırtlarında çocukları bağlı başlarında bir pirinç torbası. 00:09:22 10-12 yaşında çocukların sırtlarda kardeşleri ile birlikte pirinç torbası bağlı ihtiyarlar, hastalar terk edilmiş yollarda 10 binlerde kişi Çin güçlerinin önünden kaçıyor. Bazıları 2 tane ağaç dalını birbirlerine eklemiş, kızak gibi yapmış, üzerine birkaç parça eşyasını koymuş, onu çekerek yürüyor. Büyük bir sefalet halinde çocuklar ailelerini kaybetmiş feryat ederek sağa sola, koşuyor. 00:09:58 Bu facaatı anlatmak bile mümkün değil ve biz bunlara elimizden gelen yardımı yapıyor hatta kumanyalarımızı üzerimizdeki fazla gömlek mömlek varsa onları atıyor onlara veriyorduk. 00:10:11 Peki kuzeydekiler güneylilere göre nasıllar? 00:10:14 Kuzeylerle çok fazla bir temasımız olmadı fazla kalamadık. Çünkü biz Mançurya cephesine kadar sürüldükten sonra yani Amerikalılar tarafından gönderildikten sonra orda Çinliler tarafından baskıya uğradık. Çinlilerle, Çin halkıyla evet görüştük ama fazla temasımız olmadı. 00:10:38 Peki o zaman şöyle diğer soruya geçeyim isterseniz, Kore’de hangi cephelerde yer aldınız, anlatabilir misiniz? Kunuri cephesine sürülmezden evvel kuzeydoğu istikametine 3. taburla ben gittim. Burada gerilla birlikleri varmış. Evet onlar için gittik ama 3-4 gün sonra bizi geriye çağırdılar. 00:11:15 Tugaya iltak ettikten sonra kuzey cephesine gönderildik. 00:11:24 Yani Kunuri cephesine. 00:11:25 Kunuri cephesine gönderildik. 00:11:29 Evet, burada Amerikalılar Mançurya ……….…..yığınak yaptığını öğrenmişler. Kendi birliklerini de geriye çekebilmek için Çinlilerin üzerine bizim Türk tugayını sürdüler. Ve biz dağa çıktık, tek araba çıkacak yolu. 2 araba yan yana geçemez karşılaşsa da dönemez. 00:11:56 Kunuri cephesine geçtiniz, daha sonra neler yaşandı? 00:12:02 Dağın zirvesine çıktık o dağın zirvesine. Orada geriye dönüş emir verildi. O kadar zor bir dönüş yaptı ki çünkü bir tek vasıtanın geçeceği bir yoldu. O dağı indikten sonra Çin taarruzları başladı. 00:12:17 Bize beşer mil geri çekilme emirleri verildi ama her beşer mil geri çekilişimizden sonra Çin birlikleri tepemize binmeye başladı. Bu arada çembere düştük. 00:12:35 Kuşatıldınız yani. 00:12:37 Kuşatıldık. 00:12:39 Tabii birliğimiz bizden 10 kat güçlü olan güçlü olan Çin girdikleriyle karşılaştık. Tabii dağıldık. 00:12:52 Geriye çekildik süratle Amerikan birlikleri Güney Kore’nin Roh Tümeni vardı. Onlar geriye çekildiler. Sabaha karşı da bizim bölüğü basarak çember kapandı. Sabah 4-5 sıralarıydı kapandı. 00:13:07 Çemberde kaldık. Bölüğün kalan kısmını kurtarabilmek için gittik. 3 tane tank yoldan geçmek istiyordu, bir tepeye çıktık. Tanklar geçemedi. Karşıda Çin askerleri koyun sürüleri gibi beyaz elbiseler içerisinde dağın eteklerinde dolaşıyordular. Kalan arkadaşlarımızı… Konyalı Mustafa Avcı vurulmuştu, ayağından onu aldık. 00:13:37 Bursalı Ali Özaltın vurulmuştu onu aldık ve geriye çekildik. Bölük komutanına birlikte ikinci tümen karargahının bulunduğu, Amerikan ikinci tümen karargahının bulunduğu çadırının bulunduğu bir bölgeye geldik. O çevrede toplandık. Orası etrafı dağlarla çevrilmiş geniş bir ova idi. Onun etrafında diğer birlikler de toplandılar. 00:14:08 Herhalde sanıyorum 3 gün falan biz orada kaldık. Bu arada Yeşildağ’ı anlatayım bu anılarımdan biri. Bir arabamız benzin deposu alttan yarılmış bir yere çarpınca teğmen Nihat Esin dedi ki Aziz o arabayı getir. 00:14:26 Gittim. 00:14:28 Arabayı getirmek mümkün değil çünkü benzin deposu alttan yarılmış, içerisi arabanın ekmeklerle dolu çorap balyaları vardı. Daha altta da bir metrekare kadar kartonlar üzerine, nasıl diyeyim, arazi haritaları basılmış gençler vardı. 00:14:55 Ekmekleri kolilere dağıtıyordu. Bu oradaki Korelilere dağıtıyordu buradaki Kore halkı Kuzey Kore halkı toplanmışlar onlara dağıtırken. 00:15:03 Kuzey mi güney mi? 00:15:05 Kuzeydeyiz, kuzeyde çekiliyoruz ve ikinci Tümen karargahının komutanının bulunduğu bölgede ovadayız. 00:15:12 Yani aç kuzeyin halkı da o dönem o zaman. 00:15:16 Kuzeyin halkı da var orada onlar da aç tabii onlara ekmek veriyordum. Arabadaki ekmekleri veriyordum. Güney kuzey istikametinde bir dağ silsilesi var. Bir de batı kuzey istikamet bir dağ silsilesi, onların arasında bir vadi. O vadiden 70 80 kişi kadar bir birlik geziyor. Baktım bizim birlik ama çok yorgunlar. Sesimi duyacak kadar yaklaşınca seslendim, hey gelin ekmek var diye. 00:15:48 Yorgun bitkindiler geldiler ekmekleri onlara dağıttım, o ekmekleri. 00:15:53 Onlar da artık ekmekleri alan büyük bir sevinç içerisinde geri göreve koyuluyor. O arada daha sonra ilave etmek için söylüyorum. O arada benden 300 400 metre ilerden ortadan bölüyorlardı. 00:16:08 Batı istikametinde bir yolun altındaydılar. 00:16:12 O arabayı ben orada çalıştıramadığım için orada yaktım döndüm Tümen komutanının bulunduğu bölgeye gittim ama o arabayı yaktım arada. 00:16:21 Peki haritaları aldınız mı yanınıza? 00:16:23 Haritaları almak mümkün mü onlar balya halinde arabanın içerisinde. 00:16:25 Kocamanlar. Onlar da karşınızdaki düşmanlara geçmesin diye. 00:16:32 Geçmesin diye yaktım arabayı şimdi geldim Nihat teğmeni arabayı yaktım getiremedim dedim. Bir şey söylemedi o bana. 00:16:41 İkinci tümen komutanının bulunduğu yerde bizim bölük komutanımız İhsan Gürkan Korgeneral iken emekli oldu. Allah rahmet eylesin. O generalin tercümanlığını yapıyordu. Generalimiz de ikinci Tümen komutanının çadırındaydılar. Bölük komutanımız çıktı beni gördü Aziz diye seslendi. Eliyle de işaret etti geldi diye. Gittim. Ordular bölüğünün yerini biliyor musun dedi biliyorum yüzbaşım dedim. 00:17:12 Generalin emri git söyle yarın sabah çemberi yarma taarruzuna geçeceğiz. Onlar da buraya gelsinler dedi. 00:17:24 Ezan…. Arası 2 kilometre kadar bir mesafede orası ve gece. Çadırın önünden de bir dere geçiyor. Buz tutmuş dere. 00:17:35 O kadar soğuktu hava. 00:17:37 Çok feci soğuktu. 00:17:48 O dereyi geçtim gittim. Bir onların Diyamont marka büyük kamyon kurtarıcıları vardı ya arızalı arabaları falan çekmek için kurtarıcıları. Arıza yapmış 3-4 tane makinist gedikli çamurlukların üzerine çıkmış çalıştırmaya çalışıyorlar. Cevat yüzbaşı da başlarında duruyor bölük komutanı. Bölük komutanına generalin emrini anlatırken Fuat yüzbaşı da geldi. Ben generalin emrini kendilerine naklettim. 00:18:21 Bak çavuş dedi sen geldiğin zaman biz buraya da yoktuk. Sen bizi görmedin dedi. Bu Diyamont çalışır çalışmaz. Bu yolun, yani batıya giden yol vardı. Bu yolun açık Olduğunu öğrendik. Ben buradan gidiyorum dedi ama generalin emri yüzbaşım dedim. Çavuş sen bizi görmedin dedi biz yoktuk burada. Döndüm. Ne diyeceğim başka bir şey söyleyemem. 00:18:45 Döndüm giderken düşündüm. Başlarına bir felaket gelirse bunların iki yüzbaşı ile bir ben biliyorum. 00:18:54 Generalin emrini dinlemedi diyemezler bunu söyleyemezler onun için dedim. Cevat yüzbaşının söylediğini söylerim. Ve gittim çadıra İsmet Sütçü vardı Hataylı yüzbaşı bizim. Söyle yüzbaşımıza dedim geldiğimi, çağırdılar yüzbaşı geldi. Dedim yüzbaşım ben gittiğim zaman yoklardı dedim. Onlar çıktı şimdi onlar oradan hiçbir şeyle karşılaşmadan çıktılar çemberden çıktılar. Biz çemberde kaldık. 00:19:16 ertesi gün taarruza geçtik. Taarruza geçtiğimiz zaman birçok arkadaşlarımız orada bizim vefat ettiler. Yanımda 5-6 tane arkadaşım vuruldu. ÜstÇavuş Salih Güner Adanalıydı makineli tüfek suratını parçaladı. 00:19:49 Mustafa avcı vardı sağ tarafından giren mermiler karnından çıktı öldü yere düştü kaldı. İsmet Sütçüoğlu çemberin kapandığı sabah vurulmuş. Orada yolun kenarında yatıyordu bacaklarından ve kolundan vurulmuş vaziyette. Birçok kişiler böyle orada vururdular. Çemberi yarıp çıktık. Büyük bir müşülatla. 00:20:14 Pekala, bir şey sorabilir miyim? Kunuri’de iken Kunuri cephesindeyken ben şöyle bir şey duydum, Türk'lerin Amerikan askerinin emrini dinlemediği için öyle bir yenilgi aldığı söyleniyor, doğru mu bu? 00:20:33 Bu hayır, Amerikalılardan hiçbir temasımız yoktu bizim. Doğrudan doğruya bizim tugayımızı Çinlilerin karşısına sürdüler. Kendi birliklerini de çekebilmek için Çinlilerin önüne bizi sürdüler. Çünkü Çinlilerin yığınak yaptıklarından haberleri var. 00:20:52 Şimdi şunu söyleyeyim. Haberleşme muhabere, imkanlarımız çok kısıtlıydı. Çok dağlık arazi olduğu için telsizle yerle irtibat kuramıyorduk. Ama Amerikalılarda bu haberleşme imkanları vardı. Bir bölük komutanı o yolun açık olduğunu biliyor da Amerikan Tümen komutanı bilmiyor mu? 00:21:18 Peki sizin bu hani Türk askeri o yolun açık olduğunu biliyordu. 00:21:23 Biliyordu o bölük komutanı biliyor. 00:21:26 Peki diğerlerine gidip niye generalinize bu durumu… 00:21:30 General Tümen komutanının yanında. Onlar orada kalmışlar arızalı arabaları yüzünden ve Tümen komutanının bulunduğu bölgeden bir buçuk iki kilometre daha ileride mesafede kaldılar. Orada olmasını arızaları yüzünden ben biliyorum. Peki niye üstlerinize bildirmelisiniz bu durumu? Bütün orduyu kurtarabilirdiniz. 00:21:57 Şimdi hangisini bildirecektik? 00:22:01 Tabii en üst kademe emredince. 00:22:06 Hangisini bildireceğim? Adamlar yani o bölük oradan çıktı. Ben o emri dinlemedi desem onu önlemeleri mümkün değildi zaten. Önlemeleri mümkün değildi onu. Onlar hemen oradan hareket edip gidecekler. Tekrar gitseler de ikinciye giden zaten onlara yetişemezdi. Benden sonra giden diyorum ya 2 km mesafe ve gece. Karanlık bir bölge. 00:22:33 Tamamlayayım sözümü. Biz çemberi yardık çıktık. Bütün motorlu araçlarımızı, akaryakıtlarımızı, Cephanelerimizi, toplarımızı, levazım malzemelerimizi, hepsini orada terk ettik üzerimizdeki silahlarla çıktık. Ve orada kalan şehitlerimizi de orada bıraktık. 00:23:00 Mesela Salih Güner üsçavuş Adanalı kayıplarda geçiyor. Alamazdık ki Mustafa Avcı kayıplarda geçiyor, Konyalı 2 mermi yedi yerinde düştü gitti, alamazdık ki. 00:23:16 Peki, Kunuri’den sonra hangi cepheye geçtiniz? 00:23:20 Kunuri’den tam 2 ay sonra Hum Yon Jakni savaşı başladı. 00:23:26 Evet. Nasıldı o savaş bize birazcık anlatır mısınız? 00:23:30 Şimdi kayalık bir bölgeydi orası. Savaşın başlaması da bir keşif takımı Çinlilerle müsalemeye başlıyor tesadüfen. Şans eseri. 00:23:50 Bütün cepheye yayıldı savaş bir anda bir keşif takımının başlaması bütün bir cepheye yayıldı. Ve şuna bakın ki Kunuri’de bizim karşımızda olan Çin tümeni orada bizim karşımıza geldi. Bunu da nereden biliyoruz? 00:24:06 Evet nerden? 00:24:07 Üzerlerinde bizim arkadaşlarımızın malzemeleri çıktı. Öldürülenlerden ve esir alınanlardan. 00:24:17 Çinlilerde karşımıza onlar çıktı ve orada ben bizzat cepheye katılmadım, cephedeydim ama bizzat taarruza ben katılmadım. 00:24:29 Peki görmüşsünüzdür en azından. 00:24:32 Görüyorum cepheyi ama savaşa bizzat katılmadım ben. 00:24:39 Peki oradayken başka dikkatinizi çeken bir şey oldu? Karşınızdaki düşmanın sizin kunuride karşılaştığınız kişiler olduğunu cesetlerden ve esir alınan kişilerin üzerinden çıkanlardan... 00:24:58 Cesetleri zaten elleyen yok. 00:25:07 Peki o zaman bayağı da esir alındı o dönem değil mi? 00:25:10 Çok da esir alındı. Ve şu dikkatimi çekti. Kaşları burunları gözleri hepsi aynı, birbirine benziyor ama Çinliler Koreliler çevik ve iri yapılıydı. Boy olarak hemen hemen aynı ama yapı bakımından biraz daha kemikli gibi ben öyle teşhis ettim. 00:25:36 Peki hiç hayatınız tehlikeye girdi mi Kore’deyken? 00:25:39 Tabi tehlikeye girdi. Ben bakın kaç şey atlattım (?). Ondan bahsedeyim şimdi. 00:25:45 Mesela hiç yaralandınız mı? 00:25:47 Yara almadım ama benim yanımda… bakın şimdi geriye çekiliyoruz bütün vasıtalar durdu. Piyade olarak hareket ediyor herkes. Uçaklar geliyor uçaklar geldiği zaman ateşi kesmek zorunda kalıyor her tarafı tutmuş Çinliler. Etrafları da zaten dağlık. …. Dışından tarıyor ve yoldan gitmek zorundayız biz. Bir yerden gitmek zorundayız. 00:26:15 Hangi bölge olduğunu biliyor musunuz peki? 00:26:16 Bölgeyi bilmiyoruz da bir boğaz geçtik biz orada o boğazdan sonra zaten çemberden çıktık. 15 metre kadar bir yer var iki taraflı makineli tüfek atışına tutulmuş burası. Gelen düşmüş orada. Şemse(?) duruyor. Ön tekerlerine dayandım böyle nasıl geçiririm diye düşünüyorum iki Amerikalı fırladı hemen geçti oradan koşarak. Makineliler taradılar yerden toz fışkırıyor ama onlar geçti. Onlar geçerken onlar geçti ben de geçerim dedim. Mustafa Avcı’nın da daha evvel vuruldu dedim ya Onun da ben piyade tüfeğini aldım. Ben Çavuş olduğum için bana makineli tabanca verdiler. Makineli tabanca gündüz işe yaramıyor kısa mesafeli atış yaptığı için. Makineli tabancam elimde piyade tüfeğini de aldım elime. Piyade tüfeğinin mermileri önümde Kendi tabancamın beş şarjörü üzerimde. İki el bombam var. Atladım makineli taramaya başladı. Toz başladı fışkırmaya, vuruluyorum dedim attım kendimi yolun çukur kesimi var. Ama başım kuzeye (?)düştü. Güneye giderken ben. Geri geri gitmeye başladım bir Koreli daha vuruldu orada. İsabet aldı, düştü. Çekmeye çalıştım kendisini kendim kalkamıyorum bir toprak kadar ağır çekemedim. Are you are you(?) demeye başladı. birkaç isabet daha aldı ve ruhunu teslim etti, son nefesini verdi. 00:28:04 Bir şey daha soyleyecegim bu arada. San Ki Pek (?) diye bölüğümüzün Kore’de tercümanı vardı. Ben buradan sağ olarak çıkarsam San Ki’ye ar yunun ne demek olduğunu soracağım dedim. Ve Kuzey Kore’nin başşehri Pyongyang’da buluştuğumuz zaman San Ki’ye aryu ne demektir diye sordum Allah demektir dedi. 00:28:37 Tam olarak o manaya gelmese de Türkçe olarak çevirdiğimizde o manaya geliyor. 00:28:43 Bana bunu söyledi ama 1962 senesinde Kore’ye gittiğimiz zaman ziyarete Otel lobisinde oturuyoruz akşam saat 21.30-22.00 sıraları Kore elçilik ateşemiz kurmay albay Adem Güloğlu otele geldi. Otel lobisinde görüşüyoruz. Ben sanki’den bahsettim burada dedi sanki ile görüşüyoruz. Aradan geçmiş 62 sene görüşüyoruz dur seni de görüştüreyim dedi. Açtı telefonu ve sanki ile saat 22 sıraları görüştük. 00:29:29 Peki hangi tarihte gitmiştiniz tam olarak bir daha öğrenebilir miyiz? 00:29:32 Evet 22 Haziran 2012. Peki siz sonuçta Kore Savaşı’nın en tehlikeli hatlarında Cephelerinde yer almış biri olarak size şöyle bir şey sormak istiyorum. Savaş bittikten sonra ülkenize geri döndünüz Kore’ye gittiğiniz zaman ya da orada bulunduğunuz süreç boyunca Kore’nin hiç bu kadar gelişeceğini dünyanın ilk 20 ülkesinden biri olacağını ya da bu kadar cumhuriyetin iyi yaşanacağı bir ülke olacağını tahmin etmiş miydiniz? 00:30:26 Bakın her yer harabe halindeydi diyorum. Ama okuma yazma bilmeyen hiç kimse yoktu ve yemyeşil zümrüt gibiydi her taraf her yerde akarsular akıyor şırıl şırıl. Pirinç tarlaları bizimle beraber ileriye giderken Kuzey Kore’ye doğru geliyor pirincini ekiyor, tarlasını kazıyor tekrar yazın bizimle beraber yine geliyor pirincini biçiyor. Yollara seriyor yollarda sopalarla dövüyor pirinçlerini alıyor götürüyorlar. Ve büyük bir sefalet içerisindeydiler harabeler halindeydi diyorum ama gittiğim zaman oraya 2012 senesinde dünyanın belkide en Mağmur ülkelerinden biriydi. 00:31:24 En güzel ülkelerinden. 00:31:28 Halen Han Nehri üzerinde Seul‘de bir tek köprü vardı bir de tren köprüsü vardı. 00:31:39 Evet. O kitabımda oradan aç bulabilirsen bul orada da vardı. 00:31:48 … Hakkında birazcık bahsedin isterseniz ordan bir tane köprü bulunduğunu Bir tane de tek tren geçtiği köprü vardı. KİTABINDAN FOTOĞRAF GÖSTERİYOR. 00:33:01 Bu sizin oluşturduğunuz bir kitap ya hangi tarihten hangi tarihe kadar aldığınız notlar var? 00:33:17 Gemiye bindiğim tarihten itibaren Dönüş tarihime kadar olan notlar var. 00:33:42 Neden notlarınızı aldınız, neden günlük tutma ihtiyacı hissettiniz? 00:33:43 Benim adetimdi, sivilliğimde de günlük tutardım ben. O adetimdi benim. Adet edinmiştim. … Çinlilerin terk ettiği bir mevzi … Günlük tutmak sizin için zor değil miydi? Ya da belirli bir zorluğu yok muydu? 00:34:37 Hayır yoktu çünkü durmadan savaşta değiliz ki. Geriye çekiliyoruz savaş bitiyor çekiliyoruz ama çekildikten sonra ne gördük ne yaptık ben not alıyorum oraya. Kısa notlar halinde aldığım notlar. Normalde günlüklerinizi tek bir deftere mi yazdınız Yoksa parça parça kağıtlara mı yazıp not aldınız? 00:35:18 Şimdi burada eskiden bankalar cep takvimleri verirdi defter, not tutabilmemiz için. Onlara yazdım sonra orada bulduğum bir defter, o da onun kadar bir defter. Onlara tarihleri ile falan onlara not ettim. 00:36:15 Şimdi bütün hatıralarınız bütün yaşadıklarınız Sonuçta o kısa kısa defterlere not aldınız hatta bir tane de kitap çıkarttınız o anılarınızın içerisinde en çok aklınızda kalan bir tanesini bize anlatır mısınız? 00:36:30 Hah anlatayım. Halkla münasebetlerimiz konusunda bölüğümüzde biliyorsunuz son bir film gösterildi Ayla diye, orada bir kız çocuğuna bir astsubay bakıyor. Bizim de bölüğümüzde dört yaşlarında falan bir erkek çocuğu… İsmi var mıydı? İsmini falan bilmiyorum bir ay falan baktık biz. 00:37:08 Nasıldı? 00:37:11 Bölük komutanımız bu çocuk çok küçük ve hava çok soğuk, kıştı. Burada buna bakamazsınız onun için bunu dedi Suwan’a orada Ankara okulu var ya duymuşsunuzdur. Suwan’a götürün ve bana dedi ki Aziz bir jip al ve bunu Swan’a götür dedi. Suwan’daki Ankara Okulu’na götürdüm. Orada şimdi Hürriyet Gazetesi muhabiri savaş muhabiri olarak oraya geldi. Hanımı Semiha hanım fotomuhabiriydi ve Türkiye’nin ilk kadın savaş muhabiridir Semiha hanım. 00:38:43 Evet. 00:38:46 Hikmet …. Haberleri gönderirken Semiha hanım da fotoğraf çekiyordu. Onlar Suwan’daydılar ben çocuğu götürdüğüm zaman Semiha hanım bu fotoğrafı çekti. Ve burada Hürriyet Gazetesi’nde fotoğrafı ….. ve bu resim oradandır. Benim de orada fotoğrafım var. Bunu, o okulu Sıhhiye bölük Komutanı binbaşı Seyfi Asu (?) kurdu. Kimsesiz çocukları bir binada topladılar. Onların yiyeceği giyeceği tugayımız tarafından karşılanıyordu. Burada o çocuklara Türkçe konuşma ve okuma yazma öğretiliyordu. Okulun adı da Ankara Okulu. 00:39:48 Peki Korece de öğretiliyor muydu o okulda? 00:39:51 Hayır sadece Türkçe öğretiliyordu o çocuklara. Onların başında Koreliler de vardı. Onlar Korelilerle konuşuyor o ayrı ama Türkçe eğitim veriliyordu kendilerine. Ve birçoğu da Türkçe öğrenmişlerdi. Bunun dışında bir şey daha anlatayım. Swon(?) şehrinde kaldık bir süre orada bir aileyle tanıştık 2-3 arkadaş biz. Bir büyükanne büyükbaba karı koca 3 de çocukları var. Erkeğin kolu dirsekten kopmuş savaşta büyükannenin de bir elinin orta parmağı abse yapmış sapsarı şişmiş böyle. Acısından kıvranıyor, o kadar ağrı çekiyor. Gittim bölük ten merhem bir pomad (?) merhem getirdim ona ben, sargı bezi verdim. Sulfamit (?) hapları vardı bizde buradan Türkiye’den vermişlerdi giderken o haplardan verdim. O pomad(?) parmağı patlattı parmağı iyi oldu büyükannenin. Onlar bizim çamaşırlarımızı yıkıyordu biz onlara kumanyalarımızdan veriyorduk. Ciklet, sigara, jilet, süt, tozşeker haftada bir verirlerdi paketler halinde, bu toz şekerlerden veriyordum. Ve bir nevi aile gibi olmuştuk onlarla. Oradan ayrılacağımız zaman Suwon şehrinden ayrılacağımız zaman bizi de götürün dediler bunun mümkün olamayacağını söyledim. Nitekim ertesi sabah gidiyorduk ailece gelmişler hem ağlıyorlar. 00:41:50 Yaşadıklarımızın kolay bir şey olmadığını ben de biliyorum, devam edin lütfen. 00:42:07 Boğazıma bir şey düğümlendi. Bizi ağlayarak uğurladılar. Anlatacak o kadar çok şey var ki ben o kadar Kore’de gezdim ki görevim icabı bir de bölüğün makinistiydim ya. Birçok görevler alırdım ben birçok yere giderdim. Pyongyang’a bile 3 defa gitmiş oldum ben. Seul’e kendi başıma ben alırdım jip’i teğmene söylerdim veya söylemezdim. Alırdım jipi giderdim parça falan arardım bütün gün dolaşır gelirdim. Benim kadar belki Kore’yi gezen yoktur. 00:42:41 Peki 2012’de gittiğiniz zaman Kore’yi gördüğünüzde neler hissettiniz ya da neler gördünüz? 00:42:46 Şimdi köprüden bahsettik o köprü bugün yok Kore’de ama 32 tane falan Han Nehri üzerinde köprü yapıldığı söylendi bana. 00:43:00 Görebildiniz mi bari onları? 00:43:02 Birçok köprüyü gördük. Çünkü gezdik orada. Mesela Pusan’a gittik Türk şehitliğini görmeye Kore şehitliğini falan da ziyaret ettik. 00:43:15 Pekala onları gördüğünüzde neler hissettiniz şaşırdınız mı? 00:43:18 Tabi insan bir tuhaf oluyor. Neyi gördüğümüzden bahsediyorsunuz? Halkı mı? 00:43:25 Genel olarak. 00:43:26 Diyorum ya çok modern bir ülke olmuş o harabelerden eser yok. Ufacık yerler kalmış bina yapılamayacak yerler buraları park haline getirmişler. Akşam üzeri bakıyorum hanımlar çocuklarını falan almışlar bisikletlerle o parklarda dolaşıyorlar hepsi diğer yerler bina. Han nehrinin iki yakası bloklar halinde binalarla dolu. O köprü, o gösterdiğimiz köprü havaya uçurulduğu zaman bana orada dediler ki bu köprü havaya uçurulduğu zaman 600 kişi bu köprü ile beraber öldü dediler. Nasıl olduğunu söylemediler ne derece doğrudur bilmiyorum ve bugün o köprü yok ve fotoğrafını da ben çektim. 00:44:16 Peki son bir soru sormak istiyorum size sizi de yorduğumuzun farkındayız. 00:44:21 Hah şunu söyleyeyim Kore’de halk eskisine göre daha biraz uzun boylu gençler. Daha uzun boylu daha gelişmiş durumda. Sonra son derece misafirperver, saygılı ve çalışkan. Mesela Hyundai tesisleri gezdik tesislerini dediğim gemi inşaatlarını gördüm. Karada bile yapıyorlar ve dünyada gemi inşaatının yüzde kırkını karşılıyormuş. Benim arabam Hyundai araba. Bizden çok daha gerdiler hiçbir şeyleri yoktu. Biz daha yeni motosiklet yapabiliyoruz. Onlar eğitime o kadar önem vermişler ki hepsi yüksek tahsis yapıyor. En aşağısı lise mezunu öyle gördüm ben ama bizde nasıl diyeyim…İlahi dinletiyorlar bizde okullarda. 00:45:41 O zaman son bir sorumu sorayım 2020 yılı Kore Savaşı’nın başlamasının 70. yılı olarak kabul ediliyor gençlere Kore’nin yeni jenerasyonuna iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı? 00:45:56 Bugüne geldikleri şekilde yine çalışırlarsa eğitime önem verirlerse gelecekleri çok daha parlak olur. Çalışsınlar diyorum açıkçası benim de torunum var iki defa Kore’ye gidiyorlar iki defa başvurdu benim torunuma çıkmadı. Diş doktoru olacak bu sene yine başvurduk yine benim toruna çıkmadı. 2000 senesine kadar yaşayacağım biraz şüpheli çünkü gelecek ayın 8’inde ben 90 yaşımı bitirmiş oluyorum. 91 yaşına gireceğim gelecek ayın 8’inde. 00:46:47 Allah’ın uzun ömürler vermesini diliyorum. Bize böyle bir röportaj yapma hakkını verdiğiniz için teşekkür ediyorum ve röportajımızı burada bitiriyorum.

Kaynak dosya: Mehmet Erkmen (Zeynep).docx