
1929 · Turkish · Turkish
Mehmet Cemil Yaşar
Görüşme transkripti
Yaşar, Mehmet Cemil
Transcribed by Erkan Dinç on 03/21/2025
00:26:35
00:00:02
Görüşmeci:
Bugün buraya geldiğiniz için çok teşekkür ederim. Kendinizi ilk başta tanıtır mısınız, isminiz nedir?
00:00:10
M. C. Yaşar: İsmim Mehmet Cemil Yaşar.
00:00:13
Görüşmeci:
Mehmet Bey hoş geldiniz Mehmet Bey acaba doğum tarihinizi öğrenebilir miyiz?
00:00:18
M. C. Yaşar: 1929
00:00:20
Görüşmeci:
Ay gün olarak hatırlamıyorsunuz.
00:00:22
M. C. Yaşar: Hatırlamıyorum.
Görüşmeci:
Evet, peki Mehmet bey aileniz kaç kişi erkek kardeşiniz ya da kız kardeşiniz var mı?
00:00:30
M. C. Yaşar: Benim bir oğlum bir kızım var.
00:00:34
Görüşmeci:
Evet.
00:00:35
Görüşmeci:
Hı hı
00:00:35
M. C. Yaşar: Oğlumdan olan 3 tane torunum var.
00:00:39
M. C. Yaşar: Biri burada.
00:00:40
Görüşmeci:
Peki kız kardeşiniz ya da erkek kardeşiniz var mıydı hiç?
00:00:45
M. C. Yaşar: Var benim bir ablam var kız kardeşim.
00:00:50
M. C. Yaşar: Başka yok.
00:00:51
M. C. Yaşar: Ondan sonra Kanada'da olan bir kardeşim daha var.
00:00:56
M. C. Yaşar: Kanada’da kalan evet diğer bir kardeşim de vefat etti bir kardeşimle daha hayatta yani biz 4 kardeşiz.
00:00:56
Görüşmeci:
Bir erkek kardeşiniz değil mi?
00:01:03
Görüşmeci:
O zaman 3 erkek kardeş, bir kız, bir kız evet
00:01:06
Görüşmeci:
Değil mi?
00:01:08
Görüşmeci:
3 erkek kardeş bir kız tamam. Peki lise mezunu musunuz ya da hangi okulu bitirdiniz?
00:01:14
M. C. Yaşar: Ben şimdi lise ondan ayrıldım. O zamanlar lise 11‘e çıkarttılar ondan sonra.
00:01:27
M. C. Yaşar: Da bilahare dava açanlar tekrar lise mezunu kabul edildi.
00:01:32
Görüşmeci:
Tamam, peki Mehmet Bey hangi ne zaman, hangi yıl askere alındığını hatırlıyor musunuz?
00:01:39
M. C. Yaşar: 1949.
00:01:41
Görüşmeci:
1949 yılında askere alındınız
00:01:44
M. C. Yaşar: Peki o dönem Kore savaşı daha başlamamıştı, başlamamıştı? Evet.
00:01:49
Görüşmeci:
Kore savaşının başladığını duyduğunuz zaman ilk giden kafiledesiniz değil mi.
00:01:54
M. C. Yaşar: Ben ilk alayın ilk gönüllüsüyüm
00:01:57
Görüşmeci:
O zaman Kore’ye ne zaman, hangi tarihte net olarak gittiniz?
00:02:01
M. C. Yaşar: Şimdi ilk 29 yılında generalle Tahsin Yazıcı ile beraber işte 1950 yılı zannediyorum. O yılda generalimizle beraber gemiyle gittik. 29 günde biz oraya ulaştık.
00:02:16
Görüşmeci:
Yıl sonuna denk geliyordu değil mi o dönemler?
00:02:19
M. C. Yaşar: Valla şu anda tam bir şey söyleyemiyorum. Evet söyleyemediğim şimdi.
00:02:23
Görüşmeci:
Bir de gittiğiniz zaman güneşlik bir gündü yani.
00:02:27
Görüşmeci:
Peki Kore’de hangi alaydaydınız ya da taburdaydınız?
00:02:32
M. C. Yaşar: Ben bütün görevlerimi
00:02:36
M. C. Yaşar: değişik yerlerde yaptım.
00:02:39
M. C. Yaşar: Topçu en çok görevimi yapıldığı. Yaptığım yer topçunun topçu taburunun ikinci bataryası.
00:02:47
Görüşmeci:
Topçuydunuz, peki?
00:02:49
M. C. Yaşar: Ondan sonra sıhhiye eğitimi gördüğüm için de evet o görevi de yani yaptım yerine.
00:02:52
Görüşmeci:
Hı hı.
00:02:58
Görüşmeci:
Peki rütbeniz var mıydı?
00:03:00
M. C. Yaşar: Şimdi benim şöyle söyleyeyim, bizim rütbemiz aslında tahsilimiz Dolayısıyla subay olma hakkımız vardı. Fakat o dönemin şeyinden dolayı o hakkı vermediler. Bilahare dava açanlar onu kazandı ama döndükten sonra ben orada şimdi.
00:03:20
M. C. Yaşar: Bütün bu şeylerde esas rütbem çavuş idi fakat şeylerde girdiğim sınavlarda hep çavuş olarak aday kaldım. Fakat nasılsa şeyde.
00:03:35
Görüşmeci:
Yazısızlığı şeylerde onbaşı olarak gözüküyor. Aslında çavuşsunuz ama onbaşı olarak gözüküyor gözüküyor. Evet, tamam.
00:03:47
Görüşmeci:
Peki Mehmet amca Kore'ye vardığın zaman Kore nasıl gözüküyordu? Koreliler nasıldı kıyafetleri ya da hatırladıkların nelerdi?
00:03:54
M. C. Yaşar: Şimdi şimdi şöyle Seul şehrinde biz ilk ayak bastığımız yer pusan limanıydı. Pusan limanında gördüğüm insanlar nispeten normaldi yani.
00:04:07
M. C. Yaşar: Nispeten normaldi tamamen diyemem çünkü savaşın getirdiği açlık sefalet hastalıklar var. Evet ama orada gördüğüm insanlar nispeten normaldi.
00:04:20
Görüşmeci:
Peki başka nereler, nereleri gördün ya da Kore hakkında en net hatırladın?
00:04:23
M. C. Yaşar: Şimdi ben Kuzey Kore'ye kadar bütün şehirleri gördüm ilk ondan sonra şeyden sonra Pusan’dan sonra Taegu geçtik. Taegu’dan sonra Seul’e geçtik. Başkentler Seul Seul'un bütün o muhteşem binalarının duvarları.
00:04:44
M. C. Yaşar: Evet, mermilerle delik deşik olmuştu. Hatta şöyle söyleyeyim, sessiz bir şehirdir, bir hayalet şehirdi ve bir Koreliyi de böyle. Bir binanın önündeki bir sette otururken gördüm. O da soğuktan donmuştu yani.
00:05:01
Görüşmeci:
Soğuktan o kadar soğuk muydu o hava?
00:05:04
M. C. Yaşar: Benim gördüğümü söylüyorum soğuk tabii ki şimdi savaşın getirdiği şeyleri söylüyorum.
00:05:08
M. C. Yaşar: Adam oradan soğuktan donmuş kim şehrin içinde insan göremiyorsun? Sadece bir tek o cesedi, gördüm.
00:05:17
Görüşmeci:
Peki daha sonra Seul dışında Kuzey Kore tarafına da gittiniz değil mi?
00:05:21
M. C. Yaşar: Oradan oradan oradan sonra Pyeongyang’a geçtik. Yani Kuzey Kore'nin Pyeongyang şehrine geçtik. Burada geçerken birçok olaylarla karşılaştık. Mesela yolda yürürken birliklerini konvoy halinde yürürken yerde bir el bombası buldum. Evet, bulduğum el bombası.
00:05:41
M. C. Yaşar: Ne dedim ki bunu bir asker düşürmüş olabilir. Aldım kemerime taktım.
00:05:47
M. C. Yaşar: Böyle yürüyüş halindeyken baktım ki pimi çıkmak üzere yani aslında onu bir tuzak olarak koymuşlar. O bombayı bir dereye attım fırlattım attım derenin suyunu 10 m böyle havaya fışkırttı. Yani eğer farkında olmasaydım benimle beraber o birlikte olan askerlerimizin çoğu ölmüş olacaktı yani.
00:06:08
Görüşmeci:
Peki Kore'de hangi cephelerde bulundunuz?
00:06:10
M. C. Yaşar: Bütün cephelerde bulundum. Tamam hadi.
00:06:12
Görüşmeci:
O zaman mesela örneğin kunuri de bulundunuz değil mi?
00:06:15
M. C. Yaşar: Evet Kunuri’de bulundum şimdi Kunuri’de.
00:06:18
M. C. Yaşar: Biz Kunuri’de konvoyumuz bizim konvoyumuz. Kunuri’nin bir ova böyle bir kasabanın ön kısmı diyelim. Şimdi bir ova onun yukarı kısımları yüksek irtifa dağlar var o dağlardan biz daha ileriye gitmiştik giderken.
00:06:38
M. C. Yaşar: Böyle eniş eniş tekrar dönüşe gelince bizim arabanın yakıtı o yokuşu çıkamadı. Çıkamayınca bizi konvoy komutanı dedi ki burada şoförle beraber kal ben size akaryakıt göndereyim.
00:06:52
M. C. Yaşar: Bu akaryakıt bekledim, gelmeyince arabayı çok zor şartlarla manevra yaptırarak.
00:07:00
M. C. Yaşar: Manevra yaptırarak.
00:07:04
M. C. Yaşar: Arabayı geri çevirdim. Geri çevirince?
00:07:11
M. C. Yaşar: Buyurun Kunuri'nin üst taraflarındaydım.
00:07:14
M. C. Yaşar: Üst tarafın de ki dağlar böyle yüksek kayalıklar var böyle yol bir tarafı yeniş bir tarafı yokuşu oluyor. Bizim orada akaryakıtımız kâfi gelmeyince yokuşu çıkamadık dönüşte. Bizi orada bıraktı dedi ki size akaryakıt göndereyim nakliye subayı.
00:07:20
M. C. Yaşar: Çok dikti.
00:07:31
M. C. Yaşar: Bekle bekle gelmeyince hava da kararmak üzereydi. Ben zor bir manevrayla arabayı ters çevirdim, ters çevirince, yakıt öne geldi. Yokuşu böyle gerisi geriye çıktık. Biz oradan çıktığımızda zaten düşman orada kızıl Çin ordusu mevzilenmiş havanın kararmasını bekliyor. Oradan 11 birinci, 11, 11 tabura baskı yaptılar.
00:07:55
M. C. Yaşar: 11 tabura.
00:07:56
M. C. Yaşar: 11 tabura burada Gambi isimli bir irtibat subay vardı Amerikalıların.
00:08:01
M. C. Yaşar: O bir irtibat subayı vardı. O esir düştü, orada esir aldılar onu.
00:08:06
Görüşmeci:
O bölgedeyken Kunuri’de esir düşüyor değil mi Gambi?
00:08:07
M. C. Yaşar: Evet.
00:08:10
M. C. Yaşar: Gambi şimdi kızıl Çin ordusu oradan ak havanın kararmasını beklemiş yani aslında yani biz eğerden kurtulamasaydık dönmeseydik biz de orada yem oluyorduk. Yani biz de orada.
00:08:27
M. C. Yaşar: Muhakkak öldürülmüş olacaktık. Benim o arabaya ters çevirmek yokuşa yukarı çıkmamla ve oradan kurtulmuş olduk. Gambi’nin oradaki esir düşmesinden sonra.
00:08:39
M. C. Yaşar: Bir gözü sarı bir gözü mavi bir asker arkadaşımız kendini yuvarlayarak dereye atıyor. O gelip haber verince hemen bir gönüllü kafilesi topladık.
00:08:51
M. C. Yaşar: Gambi’yi oradan kurtardılar, o kafile esaretten kurtardılar.
00:08:56
Görüşmeci:
Ara verelim isterseniz.
00:08:57
M. C. Yaşar: Evet.
00:08:59
M. C. Yaşar: Bu Gambi denilen.
00:09:02
Görüşmeci:
Amerikalı subayı kurtardıktan sonra irtibat subayını kurtardıktan sonra nereye gittiniz?
00:09:07
M. C. Yaşar: Orada.
00:09:09
M. C. Yaşar: İşte o Kunuri Savaşı’nda olduğu bir alan. Orası bir kasabanın ön kısmıydı. Orada işte bize bir o.
00:09:17
M. C. Yaşar: Şey söyle, kızıl Çin ordusu saldırısını yaptı.
00:09:22
M. C. Yaşar: Saldırısını yaptı o saldırıda. O da onlar da akşamın kararmasını bekliyorlarmış. o güne kadar da biraz da gıda sıkıntısı çekiyorduk. O gün bize hindi geldi hindi ondan sonra şeftali.
00:09:37
M. C. Yaşar: kompostosu geldi. Bunları yorgunluktan dolayı işte bize verilen bilgi de tedbir alındı, istirahat edebilirsiniz diyorlardı. Onları yemek ve içmek nasip olmadı. Fakat birdenbire tabi bu şeyle Mermi tüfek topların patlamasıyla.
00:09:50
Görüşmeci:
Oh.
00:09:58
M. C. Yaşar: Tekrar uyanmış olduk.
00:10:00
M. C. Yaşar: Orada generalimizin etrafını böyle bir ay şeklinde şeye aldık ay şeklinde hep generalin etrafında bir canlı kalkan yaptık kendimizi orada savaşa devam ettik. Sabaha karşı sabaha karşı.
00:10:21
M. C. Yaşar: O gün ağardığında savaş durmuş oldu. Tabii orada işte çok şehitlerimiz oldu.
00:10:28
Görüşmeci:
Bayağı şehitler verdiğiniz zaten bilinen bir gerçek. Peki ondan sonra hangi bölüğe ya da hangi tarafa hangi cepheye sevk edildiniz?
00:10:29
M. C. Yaşar: Evet.
00:10:36
M. C. Yaşar: Yok onlar sonra oradan biraz geri çekildiğimiz de geri çekildiğimiz de 1 2 1 başka bir meydanda gelmiştik. Oranı şu anda ismini hatırlamıyorum. Orada da bir kızıl Çin ordusu.
00:10:54
M. C. Yaşar: saldırıya geçti bu saldırıda bu saldırıda.
00:10:58
Görüşmeci:
Hangi mevsim olduğunu hatırlıyor musunuz?
00:11:00
M. C. Yaşar: O bu Kunuri’nin biraz daha aşağı taraflarında bir yerde ismini hatırlayamıyorum.
00:11:04
Görüşmeci:
Bölgedeydi. Peki, hangi dönemde Kunuri’den hemen sonraki günlerde mi yaşandı, yoksa hani bir aradan bir ay falan filan geçti mi?
00:11:10
M. C. Yaşar: Efendim.
00:11:14
M. C. Yaşar: Şimdi aslında şöyle söyleyeyim, bu konu üzerine evvel olan bir savaş. Yani esasen şu anlattığım.
00:11:23
Görüşmeci:
Buyurun devam edin.
00:11:23
M. C. Yaşar: Evet Kunuri’den evvel olan bir savaş bu. Bu anlattığım Kunuri şeyinin altında daha aşağı bir yerdeydi.
00:11:32
M. C. Yaşar: Orada.
00:11:35
M. C. Yaşar: Türk topçusu çok büyük bir zafer kazandırdı. Yani takiben 30 35.000 kişilik bir Çin birliği orada görerek atışlarla yok oldu. Bizim bizim toplarımız böyle bir bataklığa saplanmıştı, çıkamıyor, çıkaramıyorduk.
00:11:55
M. C. Yaşar: Sonra ben gönüllü olarak dereden taş topladık.
00:11:59
Görüşmeci:
O taşlarla o taraf o zaman o bulunduğu taraf Kunuri'nin o tarafta mı yoksa daha çok Kuzey Kore'ye yakın bir bölge miydi?
00:12:06
M. C. Yaşar: Zaten bu anlattığım yerler, Kuzey Kore toprakları şu anlattığım yerler tamamıyla Kuzey Kore’ye ait topraklar.
00:12:13
Görüşmeci:
Buyurun devam edin. Evet kuzey.
00:12:15
M. C. Yaşar: Kore topraklar burada görerek topçu görerek atış yapıyor. Düşman görürler yani mevzilik tüfek mevziinin daha yakınında yani 600 m 700 m civarında düşmanın gözüktüğü bir alan.
00:12:18
M. C. Yaşar: Taşları dizilmiş.
00:12:29
M. C. Yaşar: Bakalım burada 34.000 kişilik kadar bir kuvvetin orda hepsi öldürülmüş oldu. Topçuların şeyiyle diğer tabii diğer piyadelerin de yardımı var onları söylemeye.
00:12:40
Görüşmeci:
Peki o dönem sis var mıydı? Hani o dönem sis var mıydı? Çok fazla hani bombalı bombaları atarken topçu birliği mesela sisten dolayı bir sıkıntı yaşadılar mı?
00:12:53
M. C. Yaşar: Şimdi orada şöyle söyleyeyim, bir cephane sıkıntısı pek yaşamadık. Yaşadığımız dönemlerde oldu da.
00:13:02
M. C. Yaşar: Amerika'nın bu silah şeyi çok bir yeterliydi.
00:13:08
M. C. Yaşar: Yalnız.
00:13:10
M. C. Yaşar: Kuzey Kore'deki kızıl çinin yaptığı bir strateji var. O strateji de bizi devamlı kuzeye çekmeye çalıştı. İkmali yani cephane ikmalinin kolay yapılamayacağı bölgelere çekmeye çalıştı ve burada kendisi de zaten Mançurya hududuna yakın
00:13:31
M. C. Yaşar: Olduğu için o bölge.
00:13:33
M. C. Yaşar: Moğolistan kısmı daha yakın olduğu için.
00:13:33
M. C. Yaşar: Evet, Moğolistan evet, oraya yakın olduğu için kendi imanını kolay yapabiliyor. Bizim cephane ikmalimizi zorlaştırmak için devamlı bizi kuzeye çekmiş olduğu yani aslında yani savaşın bir.
00:13:46
M. C. Yaşar: Taktiği yani onların kullandığı, sonra Çin ordusu gerçekten mükemmel bir eğitim görmüş. Gerilla savaşını bilen bir birlik.
00:13:55
M. C. Yaşar: Gerilla savaşını çok iyi tatbik eden bir birlik. Biz o zamanlar gerilla eğitimi görmemiştik fakat onların o gerilla eğitimleri o çok korkunç bir bilgiye sahip. Mesela şimdi bir top topçu birliğini kabul edelim, onların ateş ediyor ama ateşi yaptıktan.
00:14:14
M. C. Yaşar: Sonra o oyulmuş bir zeminde bir mağara gibi yerden ateşini yapıyor, ondan sonra geri çekiyor. Topunu önünü ağaçlarla kapatmış oluyor, yeri göremiyorsun.
00:14:26
Görüşmeci:
Kendini gizlemeyi biliyorsun?
00:14:26
M. C. Yaşar: Kendine geziyor. Yani gerillanın her türlü şeylerini yapıyor. Ondan sonra düz zemin üzerinden orada pirinç sapları var. Bal halinde yapılmış onun altına mevzi kasmış, mevzi kazmış o mevziler gizleniyor. Sen zannediyorsun ki zaten biliyorsun. Kore halkı sadece pirinç yiyor, pirinç yiyen bir millet Kuzey Kore.
00:14:47
M. C. Yaşar: Buğdayı bildikleri yok. Onlar buğday ekmeğini yedikleri yok. Sadece pirinç.
00:14:53
M. C. Yaşar: Onları sen orada göremiyorsun göremeyince ne oluyor pirinç sapı. Halbuki onlar gizlenmişler şey pusudalar yani çok gerilla şeyini tatbik eden bir şey ve o 34.000 kişilik birliğin yok olduğu şeyin amacı bizleri oyalamak için yapmışlar yani Birliği oyalamak için.
00:14:56
Görüşmeci:
H ıhı.
00:15:05
Görüşmeci:
Peki?
00:15:14
M. C. Yaşar: Onların bütün amacı kolorduyu 38. kolordu tamamen kuşatmak kuşatmak için o taktiği yapmışlar. Oradaki o ölen insanlar onlar için bir sorun değil. Çünkü çin askerinin zaten nüfusu fazla, askeri nüfusu.
00:15:31
M. C. Yaşar: Ve ve.
00:15:34
M. C. Yaşar: Ondan sonra da işte büyük Kunuri Savaşın olduğu yere geçtik. Yani zemin olmasına.
00:15:38
Görüşmeci:
Peki Kunuri’den sonra Seul savunmasında ya da başka hangi mevzilerde yer aldınız?
00:15:45
M. C. Yaşar: Ben size söylediğim gibi bütün savaş neydi? Şeyde birliğimle beraber bütün savaşlara katıldım. En son savaşı istersen söyleyeyim.
00:15:53
M. C. Yaşar: bu
00:15:54
M. C. Yaşar: en son.
00:15:55
M. C. Yaşar: Bu 25 Ocak tarihinde olan orada generalimiz bir konuşma yaptı. 25 ocakla 27 Ocak arası değil mi
00:16:04
M. C. Yaşar: Evet, evet, işte o tarih ben ondan 25 Ocak diye de yazmıştım, bilgi olsun diye generalimiz bize orada bir konuşma yaptı. Biz faniler yani biz bir misafir dünyada misafir olan insanlarız diye bir vedalaşma konuşması yaptı. O savaşın diyeni zor geçeceğini anlattı.
00:16:23
M. C. Yaşar: Biz oradan işte yürüyüş halinde o bölgeye doğru gittiğimizde karşılaştığımız şey şu, bir silsile dağ var yüksek bir dağ.
00:16:32
M. C. Yaşar: Böyle biz o dağın sağ ve sol tarafındaki derelerden askeri birliğimiz bizim mensubu ikiye ayrıldı. Fakat irtibatı sağlamak için çapraz olarak bu sağdan soldan soldan sağa irtibatçılarımız istihbaratı sağladılar. Yani bir tuzak bir tehlike var mı yok mu?
00:16:54
M. C. Yaşar: Bu şekilde vadiye indik. Bizim o vadinin arka tarafında bir şey vardı ya kasaba vardı, onun ismini hatırlamıyorum.
00:17:04
M. C. Yaşar: Bir isim hatırlıyorum fakat isimli olmayabilir. Burada Kunuri savaşına katılmış olan Çinlilerin en
00:17:17
M. C. Yaşar: Savaş kabiliyeti en yüksek olan Yıldırım çelik ordusu diye adlandırılan bir birliği var.
00:17:24
M. C. Yaşar: Bu günlük orada mevzilerinde ölünceye kadar savaştılar.
00:17:29
Görüşmeci:
Bu bu Kunuri’ye de katılan Türklerden bahsediyorsunuz değil mi? Bu Yıldırım çelik ordusu.
00:17:32
M. C. Yaşar: Evet, bu Çin Ordusu Kunuri Savaşı'na katılan birlik, Çinlilerin en değerli birliği, yani bu savaşçı birliği.
00:17:40
Görüşmeci:
Bu Yıldırım, Yıldırım çelik ordusu bize ait değil, Çinlilere ait değil mi?
00:17:44
M. C. Yaşar: Değil, evet kızıl Çine ait Kunuri Savaşındaki Çin ordusunun mensupları yani o savaşa katılmış olanlar
00:17:52
M. C. Yaşar: Onlar ve onlar mevzilerinde ölene kadar çıkmadılar. Çünkü biliyorsun onlarda Çinlilerde bir şey var. Asker geriye çekilemez, çekildiği zaman arkadan ağır makineli ile askerini kendi öldürüyor. Yani savaşmak zorunda ölünceye kadar savaşacak.
00:17:53
00:18:08
Görüşmeci:
Bu bahsettiğiniz cephe.
00:18:11
Görüşmeci:
Büyük bir ihtimalle Geumyangjangri
00:18:13
M. C. Yaşar: Efendim, bu bahsettiğiniz az önce bahsettiğiniz cephe büyük bir ihtimalle Korece olarak Geumyangjangri cephesi olarak diye geçiyor. Bu tepede Türk askerine çok büyük zaferleri olduğu bahsedildi.
00:18:20
M. C. Yaşar: Evet, evet işte.
00:18:28
M. C. Yaşar: Evet.
00:18:28
M. C. Yaşar: Ben onu da yazdım, yazılı olarak
00:18:32
M. C. Yaşar: İşte o savaş Kore insanının Kore’nin kaderini değiştirdi. Birleşmiş Milletler'in ilk zaferini Türkler orada kazanmış oldu. Buna Amerikalıların inanabilmek için özel olarak geldiler.
00:18:47
M. C. Yaşar: Heyetler geldi, orada düşmanım, mevzisinde ölmüş olarak bu şekilde gördükten sonra.
00:18:53
M. C. Yaşar: İnandılar ve o savaş için. Zaten Türk askerine şeref madalyasını general kabul etti. General bizim yaptığımız hizmetleri madalya istemiyordu ama orada o madalyayı kabul etmek zorunda kaldı.
00:19:06
Görüşmeci:
Peki şöyle bir durum var, Geumyangjangri Cephesinin şöyle bir özelliği olduğunu duydum, Türk bu cephenin biraz önce bahsettiğimiz, konuştuğumuz cephenin şöyle bir özelliği olduğunu duydum. Türk askerinin en az zayiatla 12 tane şehit.
00:19:12
M. C. Yaşar: Efendim.
00:19:23
M. C. Yaşar: Evet, evet.
00:19:25
M. C. Yaşar: Biz oraya bak 2 vadinin bak tepede tepe bitince vadiye ulaştık.
00:19:31
M. C. Yaşar: Oraya askerimiz iki koldan saldırdı. Sağdan ve soldan yani 2 taraftan saldırıda onların kaçmasına fırsat verilmedi. Çekilmesine, orada o zayiat işte oradaki zafer diyelim.
00:19:49
M. C. Yaşar: En az şehit verdiğimiz bir savaş işte o zaferin sonucu Kore'nin.
00:19:57
M. C. Yaşar: İstiklal ve hürriyet için kaderi değişmiş oldu.
00:20:02
Görüşmeci:
Peki bu savaş bittikten sonra Kore'den ayrıldık. Ayrıldığınızdan sonra Kore'ye tekrar gittiniz mi hiç? Orada bulunma imkânınız oldu mu?
00:20:05
00:20:08
M. C. Yaşar: Evet.
00:20:12
M. C. Yaşar: Şimdi beni davet et ettiler, ben gitmedim, gitmediğimi sebepleri şöyle söyleyeyim.
00:20:20
M. C. Yaşar: Kore’nin iklimi gerçekten bizim Anadolu iklimine kısmen benziyor, kısmen benziyor. Evet benziyor. Sonra Kore şöyle söyleyeyim, bunu Kore halkımın bilmesi lazım. Kore'nin karodan bağlandığı yer Mançurya, Çin.
00:20:26
Görüşmeci:
Evet evet 4 mevsim.
00:20:38
M. C. Yaşar: Denizden bağlandığı yer Japonya, Japonya adaları. Burası tarih boyunca daha da sonralarına kadar stratejik bir yer. Kendi vatanlarına bunu düşünerek sahip olmaları lazım.
00:20:53
Görüşmeci:
Peki bu savaş bittikten sonra hiç gitmedim dediniz?
00:20:57
M. C. Yaşar: İstediler cahil dernek vesaire şekilde davetler geldi, gitmedim.
00:21:02
Görüşmeci:
Peki şöyle bir durum sorayım, bu en azından haberlerde falan Kore'yle ilgili haberleri mutlaka duymuşsunuzdur. Evet, sizin o Kore'nin en yıkık en perişan halini gördünüz sonuçta. Peki o haberleri duyduğunuzda neler hissettiniz?
00:21:10
00:21:16
M. C. Yaşar: Şimdi ben.
00:21:20
M. C. Yaşar: Ben şöyle söyleyeyim, şimdi Kore’nin bazı şehirlerinde
00:21:23
M. C. Yaşar: Kasabalarında cesetlerin üstü daha.
00:21:29
M. C. Yaşar: Tabii toprakla çöplerle falan kapanmış, bunları aylarca o cesetleri oradan kaldıramadılar. Dağlarda gördüğüm cesetler ise vahşice öldürülmüş insan cesetleriydi. Onlar da öyle aylarca kaldı. Yani Kore bir vahşet yaşamış gerçekten büyük bir katliam görmüş.
00:21:49
M. C. Yaşar: Deminde söylediğim gibi Busan şehrinde ben hiçbir insan görmedim. O kadar
00:21:54
M. C. Yaşar: O kadar şehirde o kadim şehrin duvarlarının mermilerle delik deşik olmuştu
00:22:01
M. C. Yaşar: İşte o ondan sonra kasabalar yağma edilmiş, birçok kasabalar yağma edilmiş ve kasabaların dışında köylerde, kasabalarda sadece erkek yok. Sadece bir tek yaşlı kadına rast geldik ama Pyengyoang şeklinde insanlar vardı. Kuzey Kore'deki Pyengyoang şehrinde insanlar vardı.
00:22:23
M. C. Yaşar: Onları da daha fazla söyleyemiyorum yani. Evet.
00:22:26
Görüşmeci:
Peki Kore'nin o kadar perişan halini gördükten sonra Kore'nin bu kadar gelişeceğini hiç tahmin edebiliyor muydunuz bu hâle? Hani şu an Türkiye'den daha iyi durumdalar.
00:22:36
M. C. Yaşar: Şimdi.
00:22:36
M. C. Yaşar: Şimdi şimdi şöyle söyleyeyim.
00:22:39
M. C. Yaşar: Şimdi Kore’nin
00:22:41
M. C. Yaşar: Asıl bundan sonra düşünmesi gereken şeyler var. Çünkü bu faciayı yaşamış bir ülke ve onlardan bu stratejik durumların dolayısıyla günlerce onu daha başka şeyler de bekleyebilir. Onu söylüyorum. Onlar çok vatanlarında sahip olmaları lazım onların.
00:23:02
M. C. Yaşar: Daha başka bir şey söyleyeyim. Nakliye subayımız ile beraber astsubayımız ile beraber bize görev verdiler. Bu yaralıları havaalanına götürün, oradan da Tokyo'ya gidecek hastaneye.
00:23:15
M. C. Yaşar: Bu yaralıları götürürken tabii ki trafikte bir yanlışlık yapmış. Bizim nakliye subayımız astsubay.
00:23:27
M. C. Yaşar: Bir kızıl Çin birliklerinin arasından geçmişiz. Onlardan onlardan biri bizi fark etti. Bizim cep seminerinde bir muayenehane çıkartmak için koştu. Ben benim tam son silahım vardı. Yani bu kısa mesafede 600 m kadar şey ediyor ama bir şey olarak bir şarjör şey var. Onu istediği kadar mermi sıkabiliyor.
00:23:50
M. C. Yaşar: Ben oradan pencereden bu manayı konuşacak adam her manayı koymaya muvaffak olursa olacak olursa vuracaktım. EE fakat beklediğimiz sebebi şu, çünkü o kurşun sesinin başkaları da yetişebilir diye. O yüzden bekledim. Biz o manayı bizim şeyi, arabayı kullanan değerli bir bilgili birisi.
00:23:56
Görüşmeci:
Sizin hayatınızı tehlikeye girecek.
00:24:13
M. C. Yaşar: Çok suratlı oraya geçince. Geçince oradan atladık. Atla he oradan atla. Ondan sonra yine böyle gittiğimizde havaalanı tarafından bir gelse.
00:24:16
Görüşmeci:
Rahatladınız.
00:24:25
Görüşmeci:
Tamam.
00:24:25
M. C. Yaşar: Bizim yolun sağına soluna kaçma şansımız yoktu. Sağ taraf kablolarla elektrik telefon kablolarıyla döşenmiş. Yarım bir duvar gibi biz normal olarak yani dikkatli olarak gittiğimiz halde karşıdan gelen jip bize çarptı. Bize çarpınca bizim jipse böyle.
00:24:47
M. C. Yaşar: Şahlanmış atlar gibi ön kısmı havaya kalktı.
00:24:51
M. C. Yaşar: Arkadan gelen başka bir aynı jip ise o da bize çarptı. Bize çarpınca bizim devrilmemizi önledi. Yani bize tampon devrimlerimizi önlendi ve böylece o bizim ve yaralıların hayatını kurtarmış oldu. Yani oradan işte Gimpo havaalanına ulaştık, yaralılarımızı görevlilere teslim ettik.
00:24:57
Görüşmeci:
Büyük bir trafik kazası olmuş
00:25:14
M. C. Yaşar: Böyle bir olay da yaşamış olduk.
00:25:16
Görüşmeci:
Peki son bir soru soracağım. 2020 yılı Kore Savaşı'nın başlamasının 70. Yılı olarak kabul ediliyor. Korelilere iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
00:25:17
M. C. Yaşar: Güzel.
00:25:27
M. C. Yaşar: İşte ben demin söylediğim gibi.
00:25:29
00:25:31
M. C. Yaşar: Kendi vatanlarını her zaman için bir tehlikeye maruz kalabilir, vatanlarına sahip olmaları lazım.
00:25:40
M. C. Yaşar: Vatanlarına sahip olmaları lazım. Birlik beraberliklerini sahip olmaları lazım. Çünkü o gün dediğim gibi başkent olan Seul’da hiçbir insan göremedim. Sadece o bir donmuş insanı gördüm. Bunları her zaman hatırlamaları lazım ki evet gitmek istedim.
00:25:42
Görüşmeci:
Hı hı.
00:25:54
Görüşmeci:
Peki?
00:25:56
Görüşmeci:
Bu gurur duyduğunuz bir an oldu mu? Kore gazisi olduğunu düşünün.
00:25:59
M. C. Yaşar: Şimdi şöyle deseydin, bizim Türklerin bir özelliği var. Türk milletinin he Türk milleti daima.
00:26:09
M. C. Yaşar: Savaşırken savaşırken savaştığı yerlerde ve biz koroda savaşırken savaştığımız yerlerde kendi vatanımızda ki düşmanla savaşıyormuş gibi savaştık.
00:26:23
M. C. Yaşar: Eğer bu şekilde düşünmeseydik. Kore bugün hürriyetine karışmazdı. Yani karşıdaki düşmanı kendi vatanımızda ki bir düşman olarak kabullenerek savaştık.
00:26:35
Görüşmeci:
O zaman size bana bu röportajı Yapma şerefini verdiğiniz için çok teşekkür ediyor ve böyle bir röportajı da böyle sorulara da cevap verdiğiniz için ki zor olduğunu çok iyi biliyorum. Çok zor zamanlar geçirdiniz. Sorularıma cevap verdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Kaynak dosya: 1.Mehmet Cemil Yasar (Okan).docx