Kutup Yıldızının Peşinde
TR EN
Sözlü tarih arşivine dön

1929 · Turkish · Turkish

Necdet Yazıcıoğlu

Görüşme transkripti

Necdet Yazıcıoğlu  Video Bağlantısı: https://www.youtube.com/watch?v=aIKaq0JgGqQ  Döküm  00:00:55  Bizimle ilk öncelikle böyle bir röportaj yaptığınız için teşekkür ediyor, isminizi öğrenebilir miyiz ilk önce?  00:01:02  Necdet Yazıcıoğlu  00:01:04  Necdet Bey hoş geldiniz, doğum tarihinizi öğrenebilir miyiz?  00:01:08  1 Mart 1929.  00:01:11  Necdet Bey hangi okul mezunusunuz?  00:01:14  Harp okulu  00:01:17  Yani Türkiye'de okudunuz değil mi? 00:01:20  Türkiye’de okudum. 00:01:22  Peki aileniz kaç kişi?  00:01:24  Ailem… Dört… 00:01:26  Yani kaç kardeştiniz? 00:01:26  Biz dört kardeşiz. 00:01:26  Kaçı kız, kaçı erkek? 00:01:32  İki kız, bir oğlan. Hayır öldü bir tanesi ya, iki erkek bir kız, bir erkek, iki kız. 00:01:45  Peki şöyle sorayım, anneniz babanız ne işle meşguldür?  00:01:45  Annem babam Selanik’ten, biz göçmen olarak gelmişiz. 1923 yılında. Ben Bursa’da doğmuşum. 1929 senesinde. Yani aşağı yukarı gelişten 6 sene sonra ben doğmuşum. Babam orada bir çiftlik sahibiymiş ama burada kendini Selanik’te çiftlik sahibi olduğunu) ispatlayamayınca ondan sonra işçi olarak çalışıyordu. 1949 yılında ben mezun olduğum zaman işten çıkardım ve ben kendisine bakmaya başladım. Annem ev kadını.  00:02:11  Yani çiftçilik yapıyordu o zaman yani çiftçilik yapıyordu değil mi o zaman?  00:02:16  Ya kendi çiftliği vardı. Çiftliği Selanik’te kendi çiftliği vardı.  00:02:20  Peki hangi tarihte askere alındınız ya da göreve başladınız?  00:02:24  Ben göreve, 1949 senesinde mezun oldum.  00:02:29  Peki rütbeniz var mıydı?  00:02:30 Teğmendim. 00:02:33 Teğmendiniz. 00:02:35  Sizinle tanışmak çok büyük bir zevk. Necdet Bey, acaba er miydiniz, topçu muydunuz? Ya da yazı işleriyle mi ilgileniyordunuz? 00:02:42 Piyadeydim ben 00:02:43 Piyadeydiniz değil mi? Peki Kore’ye hangi tarihte gittiniz?  00:02:48  Kore’ye 1952 yılında, mart ayında.  00:02:54  Evet 00:02:55  Genelkurmay Başkanlığı’na dilekçe vererek. Gönüllü olarak… 00:03:00  Gittiniz.  00:03:00  Gittim. Türkiye'nin doğusunda askerlik yaparken Bitlis’te askerlik yaparken gönüllü olarak gittim.  00:03:08  Peki o zaman ne kadar süre orada bulundunuz? Bu arada. Ne kadar süre orada bulundunuz?  00:03:16  Bitlis'ten sonra tayinim şeye çıktı. İzmir Seferihisar’da 4 ay savaş eğitimi yaptık. Amerikalıların olduğu bir bölgede Amerikalıların savaş eğitimi verdiği bölge 4 ay sonra 27 Temmuz 1952’de bir Amerikan gemisi geldi. Amerika gemisi İngiltere, Hollanda, Belçika, Hindis….., İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Türkiye’ye uğrayarak sonunda Berker gemisiyle beraber Kore’ye 28 günde gittik Kore’ye.  00:03:52  Peki o zaman 1952 yılında oraya vardınız?  00:03:56  Evet, 1952 22 Ağustos’ta oraya vardık.  00:03:59  22 Ağustos’ta. Şöyle bir şey sormak istiyorum size Necdet Bey. Oraya gitmeden önce mutlaka haberlerde duymuşsunuzdur? Kore Savaşı’nın başladığı ya da hiç haberleri de geçti mi? Hiç Kore hakkında bir şeyler biliyor muydunuz o dönem hiç?  00:04:15  1950 yılında, 25 Haziran 1950 yılında Kuzey Kore’nin Rusya’nın teşvikiyle baskısıyla Kuzey Kore’nin bir pazar günü Güney Kore’yi 4 günde Seul’u işgal etmesinde ve eylül, ekim ayında oraya buradan bir Tugay çapında 5400 kişi göndermiş olması içlerinde beraber okuduğum arkadaşlarım ve Türk savaşan Türk arkadaşlarımı sürekli sürekli hem radyodan dinliyor hem gazeteleri takip ediyordum ve çok üzülüyordum.  00:04:47  O zaman radyolarda ve genel olarak haber olarak haberleriniz olmuş diyorsunuz?  00:04:54  Kuzey Kore’nin aşağı doğru sarkması gelmesi ve Güney Kore’yi işgal etmesinden sonra orayı komünist yapacağı falan sürekli içimde sürekli bir biçimde endişe vardı ve üzülüyordum ve Kore’ye gitmeye karar verdim ve dilekçe vererek Kore’ye gönüllü olarak gittim.  00:05:08  Gönüllü gidenlerdensiniz. Peki Kore’de iken hangi alay tabur ya da bölükte oldunuz? 00:05:13  Kore, ikinci tabur ikinci tabur, sekizinci ağır bölükte takım komutanıydım. 00:05:18  Ağır bölükte takım komutanıydınız. 00:05:22  Peki Kore’ye vardığınız zaman üçüncü kafiledeydiniz değil mi gidenlerden? Üçüncü kafiledeyken şöyle bir şey sorayım, Kore’ye vardığınızda Kore nasıl gözüküyordu ya da Koreliler nasıldı?  00:05:36  A Koreliler son derece bakın şurada ben onu söylemiş olayım ya.  00:05:41  Günlüklerdedir yazdığınız herhalde. 00:05:46  Tabii, bak, bak 00:05:48  Biz o günlüklerin hepsini alacağız zaten endişelenmeyin.  00:05:52  Busan limanına bak indim. Etrafta benliğini, mutluluğunu, ümitlerini ve her şeyini yitirmiş, bedbin, çaresiz, kimsesiz ve esaretin acısını içine sindiremeyen.  00:06:04  Evet, 00:06:06  Birçok büyük küçük bir insan kalabalığı vardı Busan’da. 00:06:08  O kadar fazla insan görmüşsün. 00:06:09  Busan; küskün, yıkılmış, koyu gri renkteydi. Eski tren vagonları ile cepheye giderken etrafa baktığımda yıkılmış, parçalanmış yok olmuş. Ne yapılırsa yapılsın eski haline dönüşümü imkânsız gibi görünüyordu. Uzun yıllar sonra Kore’ye yaşlanmış olarak davet edildiğimde bu güzel ülkede bulunduğum kısa süre içinde büyük dostluk, kadirşinaslık, insanlık, vatanseverlik, çalışkanlık, dürüstlük, insan haklarına saygılı, paylaşımcı ben değil, biz anlayışıyla karakterindeki ve genlerindeki oluşmuş üstün ırk vasfı ile bu ülke diğer dünya ülkelerini kıskandıracak boyutlara ulaşmıştır.  00:06:56  Peki şöyle bir şey sorayım Busan’a ilk önce vardınız ve ülkenin en yıkık halini gördünüz. 00:07:00  Trenle cepheye giderken trenle en acı tarafı da şuydu: Tren istasyonunda durduğu anda tren etrafında en az 40 veya 50 tane küçük çocuk 4,5,6 yaşlarında çocuklar anne babalarını savaşta kaybetmişler, yalnız kalmışlar ve aç ve sefildi. Ellerine küçücük elleri açıp çap çap istiyor, yemek istiyorlardı bizden. Biz ve Amerikalıların verdiği bisküviler, çikolatalar, yemekler aşağı attığımızda küçük o küçük çocuklar hepsini kapışıyorlar.  00:07: 33 Peki diğerleri fark ettiğinde mesela ilk ben röportajı bugün ilk kez yaptığım kişi ceza da aldığını belirtiyor. Siz hiç öyle bir ceza aldınız mı? 00:07:45 Hayır, ne cezası?  00:07:48 Mesela hani yemekleri paylaştıkları için de ceza alanlar varmış.   00:07:49 Hayır, öyle bir şey olamaz, 00:07:51  Şimdi bir savaşın bir insan kitlesi üzerinde insanlar üzerinde büyük etkisini söylemek istiyorum. Çok şeydi ve işte o çocukları ben sordum, nasıl 60 senede bir şey Kore bu kadar dünya çapında 10. ekonomi haline gelmiş olmasının sebeplerini sorduğumda, işte o senin gördüğün çocuklar ve ondan sonra gelen doğan çocukları eğitim yaptık dedi. Bilim ve akla önem verdik dedi.  00:08:18  Peki o dönem Kore Savaşı’nın ilk vardığınız zaman Busan’ da ya da diğer cephelere gittiğiniz zaman halk nasıl gözüküyordu sizin gözünüzde?  00:08:28  Halk biz tabii şeydeydik, düşmanla karşı karşıya savaşıyorduk ve halktan uzaktık ama, ancak benden önceki bölükte bırakılmış anne babası ölmüş olan bir çocuk vardı. Her bölükte 1-2 çocuk vardı. Biz bunları taşıyorduk şeye cephede beraberimizde götürüyorduk. Bu çocuklar, Kore çocukları bakıyorduk. Onun bende resmi vardı ama resim bir türlü o resmi bulamadım. 00:08:51  Ne diye sesleniyordunuz? 00:08:54  İsmini Zeki koymuştuk, 7-8 yaşındaydı. Önüne ekmek istiyordu ve biz onu beraberimizde taşıyorduk. Asker şeyi giydirdik onun kendisine. 00:09:05  Peki şöyle bir şey sorayım.  00:09:06  Şimdi belki de belki de büyümüştür o ama işte resmini bulabilseydim belki arar bulurdum kendisini Kore’ye gittiğim zaman.  00:09:12  Peki şöyle bir durum var, çok zeki olduğu için mi ona o ismi verdiniz?  00:09:19  Zeki çocuktu tabii yani kısa sürede ekmeği öğrendi. Yemek yemeyi öğrendi vesaire falan.  00:09:24  Türkçeyi de 1-2 kelime öğrendi yani.  00:09:28  E tabi Türkçe bir iki kelime, e tabi bizden evvel de bir sene falan kalmış yani 1952 senesindeki birlikte kalmış onlar bize aynen silahını devreder gibi çocukları bize devrettiler kaydı vardı. Bölümde tabii kaydı vardı onu biz bakmak zorundaydık. 00:09:38  Hepsine? 00:09:42  Çocuklara da bakmak zorundaydınız, vay be.  00:09:47  Peki Kore’deyken hangi cephelerde bulundunuz?  00:09:50  Vegas, Geumyanggen Cephesi’nde bulundum. 00:10:00 Kore’nin en büyük savaşlarının var olduğu çünkü Geumyang’da 3 ay kaldıktan sonra biz şeye geldik, ChamDangYeok bölgesine yani Panmunjeom’un olduğu noktaya geldik.  00:10:13  Hangi bölgeye bir daha bi öğrenebilir miyiz? 00:10:16  ChamDangYeok 00:10:17  Kameraya doğru gösterirseniz, bu sizin çizdiğiniz değil mi?  00:10:20  Bak, burası Panmunjeom. Mütareke müzakereleri devam ederken, Panmunjeom’da mütareke müzakereleri devam ederken bütün cephe boyunca muazzam savaş şiddetlendi. Bizden evvel burada 12 km mesafede cephe hattında Amerika'nın Marin Division vardı, deniz piyadeleri vardı. Amerika'nın en güçlü askeri deniz piyadesi Marine Division. Cephenin boyu 12 kilometreydi. Biz burayı 3 Nisan 1953 tarihinde bir gece saat 12.00’de Marine Division’dan devraldık.  00:11:05  Gece vakti elinize geçmiş.  00:11:06  Gece 12.00’de tabii düşman eğer fark ederse düşman o kargaşada falan parça parça eder. 00:11:17  Peki aynı zamanda Vegas… 00:11:21  There’s was a light burada bir ışık vardı. Panmunjeom'da şeye havaya doğru bir ışık there is a light! There’s a light to the sky. Buradan Amerikalı komutanlar şuradan Koreli komutanlar geliyor. Burada ben sende şey sen bakıp gösterir misin? Orada üstünlük sağlamak için bütün cephe boyunca saldırmaya başladılar. Bakın şimdi şuradaki en büyük savaşların devam ettiği ben şuradaki muharebe hattındaydım.  00:12:03  O zaman Vegas'a da çok yakınmışsınız aynı zamanda?  00:12:06  Bir kilometreydi. Vegas tek bir yol vardı burada. Haftada 2 defa buraya kontrole gidiyordum. Burada bizim bir bölüğümüz vardı. Bir de ağır takımlı yarım takım ağır makineli tüfek şeyi vardı burada.  O bölgede?  00:12:18  Düşmanla 50 m 40 m mesafeydi burası. Gündüz oraya gittiğiniz zaman tilki oyuklarında yatıyorsun, sınıra çıkamıyorsun. Ve akşam olduğu zaman ancak geriye dönebiliyorsun oradan. Büyük savaşın devam ettiği nokta burası. Burada bizden önce Amerikalılar 500 tane marine askerini kaybetmişler.  00:12:40  500 kadar değil mi?  00:12:42  28 Mayıs 1953, bir akşam 15 gündür büyük birliklerini ve atış gücünü yığan Çin askerleri Vegas burası komple 7 tane tepe vardı. 00:13:12  7 tane tepe vardı 00:13:13  Carson, Elso, Küçük Vegas, Büyük Vegas, Doğu Berlin, Batı Berlin.  Çok tehlikeliydi burası 40 m mesafeydi. Düşmanla beraber buraya bir alay getirdi. 28 Mayıs 1953 akşamüstü saat sekizde muazzam bir atış başladı.  00:13:43  Karşı taraftan değil mi düşmandan?  00:13:44  Evet. Tam bu atış sırasında oradaydım. Askerlerle beraber makineli tüfeğin başındaydım. Tam bir buçuk saat devam etti atış. Bu süre içerisindeki etraftan, çevreden şehit olanların, yalanların açık kalanlar şeyleri devamlı gelmeye başladı. Atış, muazzam havan ve topçu atışları bir buçuk saat devam etti. Ondan sonra aaa atışı Vegas tepesinden kaydırdı, Carson and Elco kaydırdı, burayı sistemi yaptı. Askerlikte öyle yani biz onları görmeyelim diye sistemi yaptıktan sonra buraya bir alay kuvvetinde askeri 3 şeye Doğu Metin, Küçük Vegas, Büyük Vegas Carson’da Elco’ya çıkardı. Burada bir üsteğmen, burada bir üsteğmen, burada bir yüzbaşı vardı. Bir de üsteğmen topçu üsteğmeni vardı. Ve şiddetli savaş başladı. Her gece çatışma oluyordu, kesik kesik oluyordu. Ben mesela çatışmalara geceleri giriyordum ama bu ertesi gün sabahı çatışmalar duruyor, suyu versene. Duruyor. O gün, ertesi gün burada üstünlük sağlamak için müzakerelerde şiddetle devam etti. Bizi takviye etmeye başladılar. O akşam bir buçuk saat sonra yağmur yağmaya başladı, hava karardı. Ve göğüs göğüse çatışmalarda böyle bir çatışma esnasında taarruzlarda falan Seul'den F84 uçakları Amerikalılar uçuyor, geliyordu ve onları imha ediyordu. Fakat göğüs göğüse savaşlarının devam ettiği süre içinde hava muhalefetinden uçak gelemedi. Ben buradaki makineli tüfeğin başındaydım. Oradaki makineli tüfeğin atıcısı olan asker şehit oldu. Mazgaldan delikten bir mermi girdi, başına isabet etti şehit oldu. O makineli tüfeğin başına ben geçtim. Aydınlatma mermisi gece yukarıdan ışık atıldığı zaman paraşütle böyle aşağıya iniyor. Burası aydınlandığı zaman şu sahada belki binlerce Çinli asker vardır. Sırtlarında el bombası sandıklarıyla saplı el bombası, Rus el bombalarıyla çıkarıyor, hemen savunuyorlardı. Buradan aşağı doğru tanıyordum onları ben. Sonra bu sabaha kadar devam etti. Sabahleyin dedik ki duracak şekilde mi dedik? Daha çok hızlandı, takviye ettiler, geldiler. Sürekli atış ve bombardıman yapıyorlardı. Bir gün devam etti şu tepeye. Gece 3 defa taarruz edildi. El değiştirdi burası. Çok zaiyat verdik. Arkasından ertesi gün tekrar taarruz edildi, 7 defa tam şu tepeye taarruz edildi. 00:16:29  Vegas’tan? 00:16:30  Yedinci taarruza ben buradan bölük komutanı emri verdi bana. Takımını al, teğmenim takımıma takımını al Vegas'a, takviyeye gideceksin diye aldı.  00:16:42  Bir tek koridor, bir tek tek ince bir yol vardı. Buradan 33 tane asker, bir astsubay, 2 astsubay, bir tane çavuş, 2 onbaşıyla beraber yola çıktık. Gece saat 9, karanlıkta. Ve bir taraftan makineli tüfekler geliyor. Bir taraftan bombalar patlıyor. Bu yolda giderken biz bazen bombalardan yere yatıp kalkıyor, koşuyorduk, geliyorduk falan. 400 m kadar gittiğimiz zaman bir arkadan asker komutanım, dedi bir şehit var, dedi. Şehidimiz var, dedi. Ondan sonra 2 de yaralı var dedi. Bana öyle deyince ben ayağa kalktım ayağa kalkınca. Bir isabet aldığım şeyden?  00:17:21  Yararlandınız o zaman aynı zamanda.  00:17:22  Uzaktan uzaktan bir bomba, bir top mermisi patladı herhalde mesafe uzaktı benim tam şurama vurdu. Çelik gömlek vardı üzerimde ben düştüm yere. Yere düşünce, ondan sonra elimi içeriye soktum. Kan var mı diye baktım kan yok. Kalktım zor yürüyerek falan hemen bir telefon telsiz çaldı. Bölük komutanı dedi ki Necdet takımını topla, teğmenim takımını topla geriye dön dedi. Geriye çekiliyoruz dedi. Düşman devam ediyor. Burada göğüs göğüse çarpışmalar devam ediyor ve ben geri gittikten sonra beni bir ambulansla Seul’de Amerikan sahra hastanesine götürdüler. Film çektiler, o şey beni kurtarmış. Çelik gömlek kurtarmış ve ondan sonra bir akşam orada kaldıktan sonra tekrar cepheye geriye döndüm.  00:18:13  Komuta diye ifade ettiğimiz başka bir şey o. O Kunuri War savaşı birinci kafile O. Orada bir yanlışlık olmasın.  00:18:22  O zaman Kumtepe’deydiniz. 00:18:24  Hah Kumtepe’de. 00:18:25 Kumtepe nasıl bir cephe neydi?  00:18:27  Yüksek bir tepeydi, yalnız savunma savaşıydı. Fakat bu kadar şiddetli değildi. Biz bu Çamdanyok bölgesindeki savaşın çok ağır devam ettiğini ve her gece bir savaşın göğüs göğüse savaşın var olduğunu duyuyorduk haberlerden oradaki çünkü 25’i Tümen komutanı Williams'dı, biz ona biz kasap Williams diyorduk. Hareketli bir adamdı. Savaşların en şiddetli esnasında falan o kasap Williams, Tümgeneral Amerikalı Williams ve cephede dolaşıyordu. Mesela benim yanımdan da geldi geçti.  00:19:03  Peki, Kore’deyken biraz önce bahsettiğiniz yararlanmanızı ondan başka hiç yararlandığınız bir vakit oldu mu? Ya da hayatınızın tehlikeye girdiği bir an… 00:19:12  Keşif turlarına çıkıyorduk gece mesela. Haftada bir defa veya 2 defa ben Eee genellikle bir defa olmak üzere falan bi 10 kişi silahlı erle beraber şeyden bahsettiğim ikinci tavır bölgesinden ikinci tavır bölgesinden şeye takviye yapıyorduk. Koreli sivillerle malzeme ve mühimmat takviyesi yapıyorduk buraya. Gece saat dokuzda gidiyoruz. Bazen giderken onların keşif kollarıyla çatışma çıkıyordu. Bazı şehit oluyor, yaralanıyordu orda. İşte orada çok uzak mesafeden gelen bir yorgun mermi… Yani artık hızını kaybetmiş çünkü yakın mesafeden eğer hız mesafesi olsa parçalar ayağıma vurdu, şeyime dizime vurdu, o da geldi takıldı ve kaldı şeyde kaldı ya bir santim falan girmişti. Ayağımda yara izi var başka bir şey değil.  00:20:08  O zaman çıkaramadılar yani ayağınızdan.  00:20:13  O akşam yani 2 gün 36 saat süre içerisindeki 36-40 saat savaşmanın neticesinde bizim 151 şehidimiz, 450 yaralımız vardı.  00:20:24  450 de yaralı? 00:20:30  Evet. Ama Çinlilerden 3.000 kişiydi.  00:20:32  3.000 kişi kadar? Ama hepsi bütün bölgede mi? Hani Elco, Carson ya da Vegas'ta?  00:20:39  Yok, yok yok yok sadece bizim bu bu şu bölgedeki çok şiddetli savaşın devam ettiği bölgedeki.  00:20:45  Vegas ve Berlin'de o zaman daha çok.  00:20:47  Vegas, Carson, Elco, Doğu ve Batı Berlin yani Nevada kompleksi diye Amerikalılar diyordu bana.  00:20:55  Devam edin lütfen.  00:20:56  Şimdi bakın burada çok önemli bir şey anlatacağım. Dünya ordularında olmayacak kadar önemli bir anekdot bu.  00:21:02  Evet. ………….. 00:21:03  Vegas tepesinin en noktasında düşmana 40 m mesafede bir topçu üsteğmeni vardı. Yanında bir astsubay 3 erle beraber oradan bu tepe düşmana hakimdi. Düşmanın arkadaki dağların arkasındaki harekâtı görüyordu ve topçu üsteğmen buradan koordinat veriyordu şeye top topçu taburuna. Topçu taburuna bunu koordinat veriyordu. Bakın önemli noktalarını söylemek istiyorum. O akşam bir buçuk saat devam eden ateşten sonra oraya bir alayında gücündeki bir şey Çinliler bastı etrafını çevirdi, ismi Mehmet Gönenç. Şöyle konuşuyordu, ben telsizden şöyle duyuyorum, geldiler, bölük komutanı yüzbaşı şehit oldu, yüzbaşı şehit oldu, askerler şehit oldu, astsubay yaralandı, ben yaralandım, çatışıyoruz, makineli tüfek sesleri geliyor, çatışıyoruz, vuruşuyoruz, sardılar, geldiler, yaklaştılar. Topçu taburuna Atatürk Barajı'nı istedi. Atatürk Barajı da kendi üzerine iş istedi. Belki 500’e yakın asker vardı çevresinde o tepenin üzerine işgal etmeye geldikleri tepenin üzerine orayı ateş altına aldı bizim topçu taburu.  00:22:31  O kadar tehlikeli hatlarda yer aldığınızdan bahsettiniz. Peki hiç korkmadınız mı?  00:22:38  Tabi korku oluyor ama işte tabii savaş esnasındaki anlatmak mümkün değil korkuyu. Korkuyu ancak yaşayarak izah etmek lazım. Yani tabii ilk başlangıçta falan bir korku geliyor. Önce çok yakınların eğer evliysen çocukların, eşin değilsen annen, baban… Benim annem, babam ben bekardım, annem babam vardı. Böyle bir aile şerit gibi gözünün önünden geçiyor. Sonra şiddetin içine girdiğin zaman hiçbir şey hatırlamıyorsunuz. Savaşın gece olduğu zaman bazen sessizlik oluyor. Arada bir makineli tüfek ve 5 mermide birisin içinde mermi var, kırmızı böyle tatat tat… O ara sessizlik oluyor. Vadinin içerisinden bir ses geliyor. Öyle bir tüylerin diken diken oluyor.  00:23:21  En çok ondan korkuyorsunuz?  00:23:23  Hayır, bir koku geliyor o korku, bir ürperti geliyor, tüylerim diken diken oluyor. Gelen ses orada vampir kan emici hangi hayvansa bu? Bu ağlar gibi bir ses geliyor bazen. Bazen mayın tarlasına girmiş, düşmüş, yaralanmış, alman mümkün olmayan asker sabaha kadar akşama kadar orada girip alamıyorsun orada ağlıyorlar. Kendi kucağında asker geldiği zaman sana yaralı olduğu zaman sana son anda su istiyor. Bir damla su veremiyorsun suyu. Eğer suyu verirsen ağzına birdenbire bir yudum su içtiği zamanda hemen şeyini teslim ediyor.  00:24:03  Ruhun teslim ediyor diyorsunuz. Biraz önce dediniz. Savaş bittikten sonra ülkenize geri döndükten sonra da 2008 ve 2017 yıllarında herhalde gittiniz Kore’ye. 00:24:16  2008 yılında eşimle beraber gittim.  00:24:19  2017’de tek mi gettiniz?  00:24:20  2017’de Kore'ye gitmekte olan bir birliğin arasında hasta olan bir şeyin yerine beni, bana haber verdiler.  00:24:26  Aaa. Peki, Kore savaş bittiği zaman ülkenin en kötü hallerini gördüğümüz en tehlikeli hatlarda savaştınız. Peki, Kore'nin hiç bu kadar gelişeceğini dünyanın top 20 ülkelerinden biri olacağı ya da cumhuriyetin bu kadar iyi yaşanacağı bir ülke olacağını hiç tahmin ediyor muydunuz?  00:24:50  Hiç tahmin edemiyordum. Yani öyle yıkılmış, yakılmış, bitirilmiş ve hep collapsed olmuş, sıfırlamış bir ülkenin 60 sene içerisindeki bu hale gelebileceğini kat’iyetle düşünmüyordum. Ama dedi ki bak siz, şeyimizi kazandığımız zaman söyleyin istiklalimizi sayenizde kazandığımız zaman, o zaman kişi başı 100 TL ediyor. 100 dolardı. Dünyada bazı yerlerden para istedik, ödeyemeyiz diye vermediler bize. Ama 60 sene sonra gittiğimde kişi başı 30.000 $ olmuş, 5 sene sonra gelirsen 35.000 $ olacağını söyledi bana. Biz bakın önemli noktalardan bir tanesini söyleyeyim, çok enteresan bir anekdot bu, arabaya bizi bindirdiler 24 kişi beraber. Gittik, 150 km mesafede eski bir köy yapmışlar Seul’de. Bu köy atalarının 100 sene önceki yaşayan ve 150 sene önce yaşayan dedelerinin hayatını sembolize etmişler orada böyle bir evde yaşıyordu, böyle mutfak vardı, böyle bir lamba kullanıyordu, mum yakıyordu, efendim tarlayı şöyle sürüyordu ve atı şöyle nallıyor diye söylüyordu. Geldik öğretmen, çocuklar ilkokul, ortaokul çocuklarına ders veriyorlar, gösteriyorlar orda. Time aut, dedi şey öğretmen paydos, dedi ve mesafe 5 m mesafedeydi. Çocuklar kalktılar, koştular bize doğru geldiler, elimize sarıldılar, belimize sarıldılar, öpüyorlar, elimizi öpüyor falan bak bir çocuk geldi büyük şöyle, 13 yaşında falan benim kayışımdan tuttu. Elimi yaptı, öptü ve bana baktı Atatürk dedi. Ve ben hemen öğretmene baktım, öğretmen el sallıyor, gülüyor. Ne dedi bakın biliyor musunuz? Bakın bunlar 15.000 km mesafeden anasını, babasını, karısını, çocuğunu, sevgilisini bırakarak buraya geldiler. Burada öldüler, kan akıttılar. Biz şey birbirimizi kazandık, a ülkemizi kazandık. Onların da şeyi, atası, kurtarıcısı, onların da kurtarıcısı, Atatürk. Git ona söyle dedi ve bunu söyledi. Ben tabii hemen gözlerim yaşardı ağladım. Bir de ağlayışım şeyde oldu benim cephede şeyde falan ağlamadım. Ancak o çocuklar çap çap ellerini açtığı zaman aç ve sefil olan annesi, babası ölmüş çocuklar bizden ekmek istediği zaman bizden çap çap mama istediği zaman o zaman çok ağladım mesela.  00:27:18  Peki pekâlâ, şöyle bir şey sormak istiyorum: Sizin Kore'de bulunduğunuz dönemde Ankara okulu açılmış mıydı? 00:27:25  Ankara okulu vardı.  00:27:27  Peki sizinle beraber olan çocuklar da oraya gidiyorlar mıydı yoksa … 00:27:30  O yok, ben bizdeki beraber olan çocuklar yok gitmiyorlardı onlar. Tabii herkes gideyim mümkün değil olabilen o çevreden etrafta olabilen çocuklar. Ve hiç kimseye kötülük yapmadık. Hiçbir sivile kötülük yapmadık. Hiçbir kimseyi incitmedik orada. Köylerden geçerken köylüleri gelirken onlara hep elimizde bulunan yiyecekler verdik. Biz kötülük yapmadık, onun için bizi çok seviyorlar.  00:27:53  Peki iki kez gittim dediniz siz Seul'ün de en kötü hallerini gördünüz aynı zamanda.  00:28:00  Seul parça parça olmuştu… 00:28:01  Peki bu sefer gittiğinizde nasıldı?  00:28:04  Çok muazzam tarif etmem mümkün değil. Biz mesela bu ilk defa gittiğimde sekizde bizi şeye götüreceklerdi. Busan’daki mezarlığa götüreceklerdi. Biz ilk defa orada tabii beraberiz, tren geldi, kapılar açıldı, içeri girdik, kapılar kapandı, oturduk, tren hareket etti. Sanki havaya asılı gidiyormuş gibi tren. 00:28:28  Aa, KTX ile gittiniz… 00:28:29  500 km mesafeyi Seul’den 2 saat 15 dakikada aldık. E bir de nerede ağladığımı söyleyeyim size. Bursan'daki sematary, O the very nice, or crea too. Orada dünyanın en güzel şeyini yapmışlar. 40.800 kişi hayatını kaybetmiş orada Amerikalılar vs. bütün birleşmiş milletler olmak üzere kaybetmiş orada hepsinin ismini yazmışlar ve bütün mezarlar, plaket koymuşlar adını soyadını, adını soyadını, doğumunu, ondan sonra memleketini ve şehit olduğu tarihi yazmışlar. Başına bir kırmızı gül dikmişler, hatta orada bir ay yıldızlı şey vardı. Onun resimleri falan var. Ondan sonra onun başında diz çöküp dua ediyorsun işte orada bir de ağladım mesela.  00:29:28  Pekâlâ, savaş bittiği dönemlerde siz aynı zamanda orada değildiniz ama haberlerin mesela … 00:29:37  Gittiğim zaman ordaydım, mütareke işte bahsettim. Biz yaptık şeyi mütarekeyi. 00:29:43  E, o zaman ateşkesi de siz.  00:29:45  Ateşkesi tabii, 27 Temmuz’da kesildi tabii.  00:29:48  O dönem de oradaydınız yani peki … 00:29:50  Ordaydık tabii, bakın şimdi buradaki savaşın şiddeti buradaki buradaki eğer bizi buradaki birlikler o tümenle büyük çaptaki Çinlilerle buradan yükte eğer bizi şuradan gelip bizi yarabilseydi bakın burada Amerikan alayı var, burada İngiliz tümeni var. Buradan bizi yarabilseydi geçebilseydi bizi bizim şeyimiz bu buradan girip Amerikalıları çevirecek. Buradan gelip de İngilizleri çevirecek işi bitireceklerdi. Burada biz puan alamazdık. Biz bu savaştan dolayı şurada imza atmak zorunda kaldılar.  00:30:23  Yani Vegas, Elco, Karsan ve Berlin iki…  00:30:27  Nevada Kompleksi diyor Amerika’da kompleksi diyorlar. Burada 7 tane tepe… Ama askerlikle taktik hatası bu, sonradan bunu vazgeçtiler. Düşmana bu kadar yakın mesafede bir şey olmaz. Bir tepe olmaz, çünkü en onlara hâkim tepe idi burayı almak için çok muazzam kan döküldü.  00:30:46  Ve burada bakın, şimdi burada bir projektör yanıyordu. Buradan Amerikalı generaller buradan Koreli şey, Çin generaller ve Koreli, Kuzey Koreli generaller gelirken burada eğer çatışma burada çatışma olduğu zaman keşif kolunda gece buraya geçersen, burada atışmazlık şeyi vardı. Burada mermi atmak yasaktı. 00:31:09  Peki yani Kore savaşını bitirmesini de aynı zamanda kazanılmasını da sağlayan şeyin bu Vegas tepelerinde, Berlin’de Elco’da ve Carsan’da…  00:31:20  Savaşların oluşu orada orada imza atmak zorunda kaldılar… 00:31:24  Türklerin sayesinde olduğunu düşünüyorsunuz. 00:31:27  Tabii tabii. 4 büyük savaş geçti orada Kunuri savaşı tamam mı? Chamdangyeok savaşı ondan sonra kimyonortın başta bahsettim. 4 büyük savaş yapıldı orada. Biz orada biliyorlar ki hiçbir şey ne kaçtık. Kendi vatanımız gibi savaştık orada kan akıttık.  00:31:40  Peki, şöyle bir şey sormak istiyorum, ateşkesten sonra ne kadar süre boyunca Kore’de kaldınız?  00:31:47  Ateşkesten sonra temmuz ayında bizi şeye götürdüler, mükâfaten bu savaşa girdiğimiz için tekrar gemiyle Türkiye’ye dönerken Temmuz … 00:31:56  Yani orada ki mesela moral etkinliklerini gördünüz mü?  00:31:59  Onu gördüm mesela şeyi de söyleyeyim size bakın çok önemli Marilyn Monroe’yu gördüm 00:32:05  Gerçekten o kadar güzel miydi?  00:32:07  Gerçekten çok güzeldi. Bak şimdi hikayemi anlatayım ben size ya. Ben teğmenim tabur komutanı binbaşı bir seksen beş boyunda bir binbaşı çok yakışıklı böyle savaş kıyafeti Amerikalılar diyor ki silahını bırak savaş kıyafetiyle çelik gömleği savaş kıyafetinde el bombaları var şurada. Onları bırak, ondan sonra gelin diyor Amerika’dan şeyler geldi, artistler geldi, eğleneceğiz diyorlar falan. Amerikan askerleri falan generaller önde şey içiyorlar, viski götürüyorlar falan o ara ben sahnenin arka tarafından binbaşıyla beraberiz ulan dedi binbaşı yakından görmek istiyorum dedi Marilyn Monroe’yu. Kendi kendime ben çömezim yanındayım tabii ya komutanım, nasıl ya sen bir dakika dedi bana. Geldi Marilyn Monroe’nun önüne geçti önüne geçti. Marilyn Monroe birden irkildi. Marilyn Monroe’yu dedi ki “Please” dedi, saçından bir parça istiyorum. Ay, şey irkildi Marilyn Monroe, olmaz dedi öyle şey imkânı yok. Hayır bırakmam dedi sizi imkânı yok. Ama ona baktı böyle de baktı bir seksen beş boy, çok yakışıklı… 00:33:10  Yakışıklı bir adam görünce.  00:33:11  Yakışıklı binbaşı böyle bıyıklı falan filan, okey dedi çıkardı saçının ucundan binbaşı yakaladı, tak kesti. Aldı bir kâğıda koydu, cebine koydu. Şimdi o saç olsun milyonlar.  00:33:22  Peki şöyle bir son soru sorup röportajımızı bitirmek istiyorum. Siz de yorduğumun farkındayım. 00:33:29  Estağfurullah 00:33:30  2020 yılı Kore Savaşı’nın başlamasının 70. yılı olarak kabul ediliyor. Gençlere Kore’nin yeni jenerasyonuna iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı? Bir Kore gazisi olarak savaşın en tehlikeli cephelerinde yer almış biri olarak.  00:33:48  Önce bir ülkenin dış ülkelere karşı kendi savunmasını yapabilmesi için ekonomik ve siyaseti çok güçlü olması lazım. Kalkınmanın dış ülkelere göre olması gerekli. Eşit dengede olursa daha tehlikeli, hep yüksek seviyede olması lazım. Gerek askeri gerçi şey yani şimdi şeyi söylemek istiyorum. Mesela, Güney Kore’nin çok küçük bir asker şeyi var, burada yazıyor. Yani küçük bir asker ve askerlik eğitim falan yoktu. Onun için çok bir ayda bütün Kore’yi işgal etti şeyler Kuzey Koreliler. Savaşın çok kötü olduğunu, savaş olmamız için barışı istemek amacıyla kalkınmanın çok yüksek olmuş olması lazım. Bu da şu anda Kore’de mevcut. Eğitime çok önem verdiklerini bizzat gördüm. Çok memnun oldum. Her şeyin var olması için eğitimin, eğitimin eee süper ve çok iyi olması lazım. Mesela bir Koreli binbaşı var burada Türkçe kurmay olacak. Akademiye gitti diyor ki çocuğum orada dedi sabah sekizden akşam saat gece on ikiye kadar lisede tatil yapıyorlar. Muazzam şey çok önemli bir şey bu. Savaşı görmüş, yıkılmış yani şey olmuş anne babasını kaybetmiş bebekler veya çocuklar için büyük bir felaket olduğunu söylemek istiyorum. Savaşı önlemenin en önemli yoldan bir tanesi kalkınmada yüksek seviyede olması lazım. Çok çalışmak lazım ve dünya ülkelerindeki teknolojiyi, bilimi ve aklı kullanmak lazım. Bu da Kore’de mevcut. Ben Korelileri çok seviyorum. Bakın şunu söylemek istiyorum, 90 yaşındayım. Sağlığım iyi, 90 yaşındayım. Eğer herhangi bir sebeple olmasını arzu etmiyorum. Kore ihtiyaç duyarsa ve bana derse ki ihtiyaç var gel, derse ben canımı seve seve tekrar Kore için verebilirim. Çünkü oraya gittiğimiz zaman bize gösterilen ilgi alakaya benim beni müthiş duygulandırıyor, ağlatıyor beni. Ve o çalışmaları mesela nasıl yaptınız, dedim bunu? Böyle çok çalışıyoruz dedi. Teşekkür ederim.  00:36:01  Ben de bana bu röportaj şansını verdiğiniz için benimle böyle bir röportajda bulunduğunuz için teşekkür eder röportajımızı burada bitirmek isteriz.  00:36:09  Arzumu söylemek istiyorum. Ben Kore’yi çok seviyorum. Bir defa daha ölmeden görmek istiyorum.  00:36:13  Benimle bu röportaj yaptığınız için teşekkür ederim.  00:36:15  Ve bakın, savaşın insan etkisi, insanın psikolojisi üzerinde çok büyük etkisi var. Biz savaş terapisi yapmıyoruz. Amerikalılar yapıyor ama biz yapmıyoruz. Psikolojik şey görmemiz tedavi görmemiz lazımdı. Ondan sonra bu olmadığı için de hayat boyu devam ediyor. Zaman zaman durgunluğa giriyorsun, zaman zaman krize giriyorsun. Zaman zaman o anları görüyorsun. En önemli noktadan bir tanesi çok sevdiğin yakın ve arkadaşın kardeşinden çok daha önem verdiğin omuz omuza çalıştığım, beraber savaştığın kişinin ölümü seni etkiliyor, utanmıyorsunuz.  00:36:47  Teşekkürler.

Kaynak dosya: 7.Necdet Yazcolu (Emre).docx