
1929 · Turkish · Turkish
Veli Atasoy
Görüşme transkripti
Veli Atasoy
Video Bağlantısı: https://www.youtube.com/watch?v=XDZwyXUWInI
00:00:35
İsminiz nedir
00:00:39
Veli Atasoy.
00:00:44
First Name Atasoy. Last name Veli.
00:00:49
Ne zaman doğdunuz doğum tarihiniz nedir?
00:00:52
1929 doğumluyum ama nüfus kağıdım burada yok herhalde ekim ayında falan doğmuşum. Bir ay verin.
00:01:13
1949’da kıtaya askere alındım. (askere alındım kısmında farklı bir şey söylüyor ama öyle çevrilmiş)
00:01:20
50 senesinde Kore’ye gittik.
00:01:24
Hangi yıl Türkiye'ye geri döndünüz ?
00:01:30
53 senesinde döndük belki 54’te mi 53’te mi hatırlamıyorum yani sadece üç sene esir kaldım 50 senesi, 51, 52, 53’te döndük.
00:01:53
Pek hatırlamıyorum yani.
00:02:05
Buradan kaç yılında gittiniz
00:02:07
Efendim?
00:02:09
Türkiye'den Kore'ye ne zaman gittiniz hatırlıyor musunuz?
00:02:13
Türkiye’den Kore’ye 1950’de gittik ekim ayında mı ne öyle bir zamanda gittik.
00:02:25
Yani savaştan hemen sonra oradaydın. (Korece söyleniyor, Türkçeye çevirdim)
00:02:28
Tabii Kore Savaşı başlamış, Amerikalılarla Koreliler bizler evvel şeye girmiş, muharebeye girmiş biz onlardan sonra gittik.
00:02:40
Lütfen uzmanlık alanınızı ve ait olduğunuz birliği söyler misiniz? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:02:48
Ben tugaydım, karargâhın sıhhiye birliğindeydim, sıhhiye birliğinde, sıhhiye takımında.
00:03:07
Peki, Kore'de bulunduğun yerler hakkında bana bilgi verir misiniz? Savaş sırasında hangi görevleri yaptınız/kabul ettiniz ve nerelerde savaştınız? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:03:18
Bizim Kore'ye gidişimiz.
00:03:22
Gemide gittik. Gemide denizde gittik. Ben o son zaman Seoul’e mi indik Busan’a mı indik, gemiden indik.
00:03:39
Orada 500 metre mi ne yürüdük. Sonra cemselere bindirdiler bizi. Tabii ki Kore bizim memleketimiz değil. Gördüğümüz, bildiğimiz yer de değil. Bakıyorduk insanlar hep birbirine benziyor Koreliler. Onların yerde gittik.
00:03:59
Misafirhane gibi bir şehirde kaldık da o şehrin ismini ne söylediler ne öğrettiler. Ondan sonra yaklaşık muharebeye gidene kadar 1-1.5 buçuk ay kısa devrelerde başka bir şehirde kaldık. O şehirlerin gene ne tarihini ne ismini söyleyeyim. Biz acemi tabur gibi nereye söylerlerse öyle gidiyoruz yani.
00:04:32
Peki, ne zaman ve nasıl esir alındığınızı anlatır mısınız? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:04:38
Şimdi son, Kunuri…
00:05:07
Son, Kunuri Muharebesi.
00:05:12
Şiddetli bir muharebe sahasına girdik. Orada silahımız yoktu bizim. Bizim işimiz, askeri yaralanmaların yarasını sarmak ve onlara ilk yardımı yapıp geri kıtaya göndermek.
00:05:34
Ben Kunuri şehrinde 27. cemseye yaralı indirdik, bindirdik, sardık, ilkyardımı yaptık.
00:05:46
Bu arada 27. cemsede, her cemsede 25, 26, 27 kişi yaralı var. Onları 27 kişi o gün savuştuk (son kelime anlaşılmıyor), son zaman ben kaldım.
00:06:07
Bu arada son cemsede.
00:06:13
Şey de yaptık indirdik, bindirdik, sardık, geriye sevk ettik.
00:06:24
Son zaman beni bıraktı o takımda
00:06:26
Biz son cemsede bir çavuş bizi yanlış yola sevk etti.
00:06:40
Yani sağ istikamete gideceğimiz yerde mesela sol tarafa gittik
00:06:56
Ve o Kunuri Muharebesi’nden 3 4 gün sonra oraya gittik, buraya gittik yaralı arabasıyla, bir Amerikan birine çarptık, Amerikan birliğinin.
00:07:08
Tabii ki isimlerini bilmiyoruz, İngilizce de bilmiyoruz ki. Onlar bize yemek ekmek verdi. Battaniye falan verdi. Yardım ettiler.
00:07:24
Sizin birliğiniz filan yerde. İşaretlediler, gittik. Birliği bulamadık. Başka bir Amerikan bizimle şey yaptı.
00:07:39
Orada da bir gün kaldım Amerikan birliğinde. Yalnız Çinliler Amerikalıları sarmışlar.
00:07:51
Bu arada Amerikalılar orada bulunduğu yerleri şey yaptılar, geriye kaçıyorlar. Güya kaçsalar bir yere gidemiyorlar aynı Kore'nin içinde olduğu için.
00:08:04
Çinliler sarmış. Yani söylemek şey, Amerikalar muharebe şeysini pek şey yapamıyorlar. Bu arada biz de arada kaldık. 27 kişi yaralı cemsede bir çavuş bir de ben.
00:08:28
Bir gece yarısı sabah 4’te 5’te Amerikalılar şeye uğradı.
00:08:42
Bozguna uğradı, beraber gidiyoruz yani cemseyi falan yaralıyı falan bıraktık.
00:08:48
Herkes tıpkı gemisini kurtaran kaptan.
00:08:54
50-100 kişi Amerikalılarla bir istikamet tuttuk giderken gece saat 03.30-04.00’te bir grup Çinlilere rastladık.
00:09:14
Hayatta kalıp geri döneceğinizi hiç düşündünüz mü?
00:09:18
Efendim?
00:09:23
O dönem aç susuzdunuz geri Türkiye'ye döneceğiniz hiç hayal ettiniz mi ya da orada öleceğinizi mi düşündünüz?
00:09:31
Ben sağ ayak benim yaralı. Aşağı yukarı her yürüdüğüm zamanda tabii ki film gibi hayatımız, geçirdiğimiz zamanı hatırlıyorduk. Film şeyi gibi. Yani devamlı şey yapıyordu şarj (?) yapıyordu. Yani eski yaşadığımız zamanları.
00:10:11
Mahkûm olduğunuz dönemde sizi hayatta tutan şey neydi? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:10:29
Biz orada kaldık, sonra 6 ay kadar yine bir kampta kaldık. Orada da beraber kaldık. O da bize propaganda falan yapıyorlar da bir şey anlaşamıyorduk.
00:10:45
Ondan sonra Yalu Nehri’nde Pyoktong diye bir şehir var, Kore Sibirya’sıyla Mançurya’yı şey yapan.
00:11:01
O şehirde kaldık aşağı yukarı 2 sene. Yaklaşık 1 sene dışarıda geçti günümüz böyle perişandık. En son Pyoktong şehrinde şey yaptık. Tekrar ben esirlere.
00:11:21
Çöp bidonlarını boşalttık, suyu kaynattık, sonra elbiseleri bastık kirli kirli elbiseleri pişirdik bitten arınmak için. Yattığımız yerleri temizlemeye başladık. Öyle öyle dişimizi sıktık.
00:11:43
Bir yukarıda Allah aşağıda toprak bak, başka kimse yok. Aç susuzduk ne verirlerse yiyorduk ne verirlerse içiyorduk.
00:11:56
Anlatmak istemiyordum ama siz ısrar ediyorsunuz ki anlatıyorum. Çünkü benim geçirdiğim günleri hatırladığım zaman benim ayağımdan tepemden dumanım çıkıyor, nefretim geliyor yani hayatı yaşadık ama aciz yaşadık.
00:12:17
Ailene mektuplar yazabiliyor muydun? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:12:21
Biz zaten kıtada yazsak da bizim mektuplarımızı çalıp pullarını alıyorlarmış, mektupları yırtıyormuş. Esir olmadan evvel kıtada sahte bir çavuş derdi, Müfrüt çavuş, o öyle yapıyormuş.
00:12:44
Sonra yakaladık, mektup alıp veriş görmedik kıtada, esarette de görmedik esir kampında.
00:12:58
Yani Türkiye’yle bir yazışma, mektup yok.
00:13:05
Kampta mahkûm olmanın en zor yanı nedir? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:13:11
Esarette biz her an için zor durumda kalıyorduk. Yani bu esaretin tarifesi, tarif edip konuşmak zor. Çok şeyler gördük, ağır işkenceler gördük.
00:13:30
Son zamanlarda Kore’ye gittin mi? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:13:36
Şimdi şahsen burada gidenler oldu gelenler oldu.
00:13:40
Ben bu madalyayı aldığımda esarette ben sıhhiye onbaşıydım, Birleşmiş Milletlerin ne kadar askeri varsa kampta onlara tedavi yaptım ben. O da Çinli doktorlarla, Koreli doktorlarla onların yarasını sardım dilimin döndüğü kadar aklımın yettiği kadar büyük yardımda bulundum. Bu madalyayı esarette aldım.
00:14:14
Şu zaten Korelilerin verdiği madalya, bu da Birleşmiş Milletlerin hizmet madalyası, öbür Kore’nin vermiş olduğu madalyayı çaldırdım. Yani ben sıradan bir gazi değilim. Benim ismim Veli Atasoy. 1954 senesinde, 30 Kasım’da büyük bir merasim yaptılar bana. Benim hayatımı anlatmakla bitmez, kusura bakmayın.
00:14:50
Kore’nin ekonomisinin dünyada 11. sıraya yükseldiğini ve dünyanın en güçlü demokrasilerinden birine sahip olduklarını biliyor musun? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:15:01
Ben duyuyorum.
00:15:05
Kore muhabere yaptığından beri, harpten çıktığından beri bizim memleketimizden 15 16 17 misli büyükmüş. Ondan memnun oldum. Kore halkı çalışmış, memleketini değerlendirmiş ekonomik durumu da düzelmiş, yaşadığı durumlar da düzelmiş. Bu sebeple ben bunu duydukça, öğrendikçe memnun oldum, seviniyorum.
00:15:36
Kore'ye gitmeden önce Kore'nin nerede olduğunu bilmiyordun. Kore hakkında pek bir şey bilmiyordun. Orada ölmekten endişelenmedin mi? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:15:48
Şimdi.
00:15:52
Türkiye de bilmiyordu Kore hakkında.
00:15:58
Kore’de şey oldu, harp oluyor.
00:16:04
Adnan Menderes, rahmetli, anlaşıyor, bizi Kore’ye o… 45’lik kurasıydık biz. Bizi gönderdiler. Asker olduğumuz için gönderdiler, gittik.
00:16:22
Elden gelen bütün şeylerimizi de yaptık, vazifelerimizi. Kore’ye biz şeref bıraktık şeref. Dünyaya şeref bıraktık. Koreleri, anavatanlarını kendi vatanımız gibi savunduk, orada o kadar mücadele verdik.
00:16:44
Bunun konuşmakla anlatmakla bitmez bu, bu büyük mesele yani.
00:16:50
Peki esir hayatında yaşadığınız için haksızlığa uğradığınızı hiç düşünmediniz mi?
00:17:00
Ne olursan ol, başka bir yol yok.
00:17:07
Peki, şimdi bununla gurur duyuyor musun? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:17:10
Tabii ki duyuyoruz. Kore bizim memleketimizin, devletimizin müttefiği.
00:17:21
Şahsen Kore benim kendi devletim ikna ediyorum. (burası anlaşılmıyor)
00:17:36
Seviniyorum yani Kore halkı bizim mahalle gibi yıkıldı söküldü bir şey bırakmadı ama çalışmışlar, kazanmışlar. Çok iyi olduğunu giden arkadaşlar söylüyor ve televizyonda radyoda konuşuluyor bazen bunlarla iftihar ediyoruz. Kore bizim ahbabımız, dostumuz yani Koreliler.
00:18:20
Esirden döndük, evlendik, kaybolduk başka türlü ne şey yapalım.
00:18:28
Şimdi bize hiç şey olarak ne Türk hükümeti ne de sağ olsun Kore hükümeti bir yardımda bulunmadı. Biz kendi halimizi kendimiz kazandık, bu halde yaşıyoruz.
00:18:51
Ama çektiğimiz şeyler, gördüğümüz yaşantı geldi geçti.
00:19:00
Deldi geçti ama delinmemeye çalıştık.
00:19:06
Bunu gelip geçirmek zor şey büyük mesele bu. Dilden tarif edilecek, hafızada mülakat yapılacak hareket değil bu iş.
00:19:18
Peki, evdeki anne babanız sizin esir düştüğünüzü biliyor muydu? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:19:26
Kore’den Türkiye'ye gelene kadar irtibat yoktu. Hiçbir surette irtibat yoktu. Hatta babam konsolosluğa gitmiş oğlumu ne ettiniz diye kendini taşlara, duvarlara vurmuş ama elden ne gelir, esir olduk. Kıtada gelen mektupları adam yırtıyormuş ondan haberimiz yok efendim esir olduk yine memleketten bir şey yok. Amerikalılar mektuplaşıyordu, konuşurdu bazıları, bizde mektup gelen olmadı.
00:20:10
Oradan serbest bırakıldığında, hangi yoldan geldin? Panmunjom'dan mı geçtin? Şimdi var olmayan bir köprü vardı. Oradan mı geçtin? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:20:26
Anca muadele olduk. Yaklaşık bir ay Kore’nin bir şehrinde kaldık. Zannediyorum 1.5 ay da Japonya’da Omiya kampında kaldık. Ondan sonra gemiye bindik, Türkiye’ye geldik. Benim şahsen kafam dolaşırdı, hiçbir şeyimiz yoktu. Annem babam tabii ki perişandı. Tabii annemle babama kardeşlerime köyüme kavuştum. Sizlere kavuştuk. İşte yaşamımız o günden bu güne öyle devam ediyor.
00:21:12
Serbest bırakıldığında ilk yediğin yemek neydi? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:21:18
E zaten kurtulduğumuz zaman biz çok sevindik. 68 sene geçti. Ben herkese anlatamıyorum ama canlı hareket zamanında, esir olup sona kadar yaşadığımı biliyorum. Daha bir sürü anlatılacak şeyler var ama hepsini anlatmak şeyinde değilim. Çünkü dediğim gibi huzursuz oluyorum. Uykudan kesiliyorum. Rahatsız oluyorum. Yani unutulacak bir şey değil. Unutalım da desen elde bir şey yok bir defa kanına işlemiş. Canlı olarak bu hayatı görmüşüm. Bunu yaşadığımız müddet boyunca bunu çekeceğim. Belki ölünce kurtulurum.
00:22:34
Çok üzgünüm. Kore yüzünden böyle zorluklar yaşadığın için çok üzgünüm. Umarım Kore'ye geri dönüp sana neye mâl olduğunu görebilirsin. (Korece söyleniyor, Türkçeye çevirdim)
00:22:52
Devletimiz Kore devletiyle birleşmiş, bizi Kore’ye göndermiş. Bundan iftihar duyuyoruz.
00:23:03
Biz orada vurulsak kırılsak da pasif kalsaydık şeydi ama Kore hükümetine ve dünya milletine Türk askerinin ne kadar silahşor, ne kadar hamiyetli ve insaniyetli şeyleri tanıttık Kore’ye, Türkiye’ye, bilhassa dünyaya. Ve bizim unvanımız tarihe büyük şeref yazdı.
00:23:44
Peki, şimdi Kore hakkında ne düşünüyorsun? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:23:48
Kore’yi şu anda nasıl düşünüyorum? Kore’nin geliştiğini, ekonomisini canlı tuttuğunu.
00:24:00
Esir düştüğünde, günde kaç kez yemek veriliyordu? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:24:03
İşte yaklaşık 1 ay kadar kaldık. Yılbaşını orada soğuk yerde geçirdik. Ondan sonra bizi çıkarttılar. Yine elden ele devrediyorlar. Biz gündüzünde onlara yürüyoruz geceleri de. Yemek yok, içmek yok. Dediğim gibi su yok. Hiçbir şey yok. Bir Çinli önümde bir Çinli arkamda. Öyle bilmediğimiz yerlerde 3 gün bir yerde 5 gün bir yerde, belki de gösteriş yapıyorlardı, biz bunları esir aldık, onun için gezdiriyorlardı.
00:24:57
Yani Çin ordusu tarafından esir alındınız. Lütfen nereye götürüldüğünüzü ve nasıl yaşadığınızı detaylı bir şekilde anlatır mısınız? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:25:08
Amerikalılar birliğinde sabah 5 6 sularında karşı Çinliler geldi.
00:25:17
Bunlara parola sordu, onlar da ona sordu.
00:25:24
Amerikalılarda bir mukavemet vermek durumları yoktu. Çinler rastgele birliğe ateş ettiler ve bu adamlar bozguna uğradılar. Adamlar, vurulanlar, bir çelik gibi böyle başını kesip tavuk gibi yuvarlanıp düşüyorlar.
00:25:57
O arada o arada ben de yara aldım, sağ ayak bileğimden. Hemen yarayı alır almaz ben kendimi bir yere attım. Ondan sonra esir oldum işte.
00:26:15
Daha sonra nerelere götürüldünüz, nasıl bir hayat yaşadınız 3 yıl boyunca?
00:26:18
Sonra benim yaralı olduğuma baktılar. Yalnız yakaladıklarında bilmem yani her şey anlatılamıyor. Kore, fundalık bir memleket.
00:26:37
Bu anda bizi beni 2 kişi şey yaparak işaret vererek böyle kapalı gibi gizli gibi yere götürdü. Zannettim ben esir olduğumu şey yapmıyorum da beni nerede vuracaklardı.
00:26:59
Hangi ıssız yerde vuracaklar diye hatırlıyorum. Bu adam maalesef beni esir almışlar. Amerikan uçaklarından korktuklarında mevzi içerilerine yani gizleyip ellerinden geldiği kadar kendilerine gizlemek ve beni de gizlemek, öyle götürdüler. Sonra bir kalabalığa rastladık Amerikan esir kalabalığına işte son zaman esir olduğumuzu anladık. Bundan böyle açtık, susuzduk, uykusuzduk. Yani bir sığır gibi, bir yaratık gibi ellerine düştük. Onlar silahlı insanlar, biz esir insanlarız.
00:28:03
Çin ordusu tarafından esir alındın ve savaş esiri oldun. Oradaki hayatın nasıldı? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:28:12
Bize özel bir esir kampı falan değil.
00:28:17
Bizi esir aldılar.
00:28:20
Dağlardan götürebildikleri yerlere götürdüler. Bilmem 3 gün orada orada kaldık 5 gün şurada kaldık. Gecemiz gündüzümüz yok. Aç ve susuz.
00:28:35
Sene 1950 senesi yılbaşında bir soğuk kamp diye bir yerde kaldık.
00:28:47
Günde yarım saat bir saat güneş gözüküyor. Orada kaldık. Orada Güney Korelileri esir almışlar, tavuk gibi kalabalık olarak koymuşlar, onları çıkarttılar biz girdik lakin onlara bit düşmüş, bit. Öyle ki bildiğin gibi değil. Bizi de soktular o güçte kıyamette bit bizi yedi bitirdi. En son elbiselerimizi çıkarttık, yarım saat bir saat kışa bıraktık, dışarıya, bitleri dondurduk öyle öyle giyindik, öyle geçirdik.
00:29:43
Kore'yi tekrar ziyaret etme niyetin var mı? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:29:48
Şimdi istesem bile ekonomik durumum olması lazım. Ekonomik durumum iyi değil onun için gücüm yetmediği işe yaparım diye olmaz ben kendime göre ciddi bir insanım, titiz, dikkatli bir insanım. Tabii ki isterdim ama ekonomim, bütçem müsait değil.
00:30:22
Kore hükümetinin bazı programları var, bu yüzden sana ziyaret etmen için yardımcı olacağız. Kore’ye en azından bir kez de olsun ziyaret etmelisin. (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:30:32
Bana böyle bir şeyde bulunduğunuzda 15 20 gün önceden haber etmeniz lazım. Kendimi düşünüp taşınmam lazım, hanımımla beraber gitmem lazım eğer hanım da razı olursa. O vaziyette yardım ederlerse bana şey yaparlarsa bir ihtimal gidebilirim.
00:31:08
2020, Kore Savaşı’nın 70. yıl dönümü. Kore gençlerine iletmek istediğin bir mesaj var mı? (Korece soruluyor, Türkçeye çevirdim)
00:31:14
Tabii ki inşallah onların şanlı şerefli güzel bir hayat geçirmelerini ve bizim duyup öğrendiğimizi anlayarak iyi olmasını, güzel olmasını isterim. Daha anlatacağım çok şey de dilim dönmüyor bende şeker hastalığı var ağzım kuruyor.
00:31:53
Kore Savaşı sırasında, adını bile bilmediğin bir ülkeye geldin, esir düştün ve çok acı çektin. Türk askerlerinin fedakârlıkları sayesinde Kore, böylesine büyük bir ülke haline geldi. Çok teşekkür ederiz. Lütfen sağlığına dikkat et ve tekrar Kore'ye gel. Teşekkür ederim. (Korece söyleniyor)
00:32:16
Her şeyin başı ekonomi, dürüst çalışmak, iyi çalışmak devletini, milletini yükseltmek.
00:32:24
Thank you!
00:32:26
You’re welcome.
Kaynak dosya: 11.Veli Atasoy (Ege).docx